İnsanlık safhası

İnsanlık safhası, bir varlığın insan hâlinde ilk bedenlenmesiyle başlayan; tekâmül hedefi, ‘vazife plânı’na hazırlanmak olan; safhanın tüm icaplarının yerine getirilmesiyle, yani bu safhada inkişaf ettirilip olgunlaştırılması gereken tüm kudret ya da ‘melekeler’in inkişaf ettirilip olgunlaştırılmasıyla tamamlanan; sübjektif tekâmülün sözkonusu olduğu; ‘hidrojen âlemi’ndeki son safhadır. (97, 290, 308, 263, 101, 222, 225, 226, 97, 168) Sübjektif tekâmül devresi

İnsanlık, geçirilmiş az çok pasif inkişaf safhaları ile gelecek aktif ve hakiki tekâmül plânları arasında kalan, yarı idrâkli ve sübjektif hazırlıkları sağlayan, hazırlayıcı durumdaki, ara (arasat) bir ‘plân’dır ve bu bakımından çok büyük öneme sahip bir safhadır. (196) İnsanlık safhasından sonra vazife plânı safhasına ya da kısaca, ‘vazife safhası’na geçilir. (196)

İnsanlık safhası öncesi hücresel hazırlık kademeleri

Bir hayvan varlığı, çok uzun süren ‘hayvanlık safhası’nı hakkıyla tamamlasa da, bir üst safhadaki bedeni, yani insan bedenini derhal kullanamaz; hayvanlık mertebesinden insanlığa hemen, birdenbire atlayamaz. (307) Çünkü her ne kadar o, kendi çapında, lüzumu derecesinde inkişaf etmiş olsa da, bir hayvan bedenini kullanma ile bir insan bedenini kullanma arasında çok önemli ve derin farklar vardır. (307) Varlık, insanlığın icaplarına ancak o iki safhanın beden realiteleri arasındaki belirli intikal (geçiş) kademelerini geçirdikten sonra tümüyle uyabilecek ve insan bedenini fiilen kullanmaya alışmış olacaktır. (307) Bu intikal hazırlığını yapabilmesine imkân veren yarı-süptil plân (Yarı-süptil âlem) da, o safhanın ‘arasat plân’ıdır. (307) Varlık, ancak, burada kendisini insanlığın icaplarına hazırlayıcı durumlarla karşılaşıp, o durumlarda bir süre intikal (alışma, geçiş) tatbikatı yaptıktan sonra, en ilkel merhalesinden (hücre düzeyinden) başlamak üzere, insanlık âlemine adımını atabilecektir. (307) Fakat insanlık âlemine adım atması, yine insanlık safhasına başlaması demek değildir; yani bir insan bedenini tümüyle idare edebilecek hale, müstakil bir insan varlığı hâline hemen, birdenbire giremez: (307) Önce insan beyninin (Beyin) elemanlarını kurabilecek duruma gelmesi ve insan bedenini idare etme tatbikatlarını görmesi ve bunun için de uzun süre insan beyni hücrelerinde yaşaması gerekir. ( 307) Beyin hücreleri varlıkları

Bu insan beyni hücresi varlığı, ancak gereken liyakate ulaştıktan sonra, bir insan bedenini tümüyle idare edecek şekilde, bir insan bedeninde bedenlenebilir: (307-308) Fakat bunun için de, ayrıca, bir insan varlığı hâline gelebilmek üzere Dünya’dan ayrılıp, Dünya-dışı çeşitli ara ortamlarda tatbikatlar geçirmesi gerekmektedir. (90) İnsan-altı kademeleri. Nihayet bir insan bütününü idare edebilecek duruma gelmesinden sonra, bu kez kendisi, bir insanın beyin hücrelerinin manyetik alanlar sentezine tesir ederek, dünyadaki tekâmülünü insan hâlinde, yani insan bedeni vasıtasıyla yapmaya başlar. (90)

İnsan bedeni ve insanlık safhası öncesi insan-altı kademeleri

Bir güneş sisteminin (Güneş sistemleri) herhangi bir küresinde (dünyasında), o kürenin şartlarına uygun bir beden içinde doğmuş bir varlık, ruhunun tekâmül ihtiyacına göre o sistemin çeşitli kürelerinde sayısız ‘bedenlenme’ ve bedenden ayrılma (Ölüm) süreçleri geçirmek suretiyle ‘hidrojen âlemi’nin son basamağına erişir ki, bu son basamak, sistemimizde insan, diğer sistemlerde ise insana denk, eşdeğerli inkişaf mertebesinde bulunan bedenlerden biridir. (58) Yani Dünya’mızdaki insan bedeni, hidrojen âlemi denilen muazzam astronomik âlemin en ileri ve en inkişaf etmiş bedenlerinden biridir. (58-59)

Önceleri basit bir hayvan organizmasının ilkel hücrelerinde enkarne olan bir varlık, nihayet yüksek hücrelerde, yani hayvanların sinir sistemini oluşturan hücrelerde enkarne olmaya başlar. (56) Bu devreyi de tamamlayıp lüzumlu melekeleri kazandıktan sonra hayvan bedenlerine hâkim olmaya ve müstakil olarak, en ilkel hayvan bedenlerini idare etmeye başlar. (56) Bu varlık, bundan sonra da Dünya’da insan bedenini idare edebilecek bir varlık hâline gelebilmek için, bir insan bedenini kurmaya liyakat kazanmış olana dek, Dünya’da ve diğer gezegenlerde, daha bir sürü bedenlenme geçirir. (56-57, 290)

Güneş Sistemi’mizdeki bedenli bir varlık, sistemin bir sürü gezegeninde, o gezegenlerin şart ve durumlarına uygun, sayısız bedenlenme geçire geçire nihayet sistemimizin, inkişaf mertebesi en ileri bedeni olan insan bedenini kurmak liyakatine ulaşır ki, sistemimizde yalnızca Dünya’da bulunan insan basamağından önceki son basamak, sistemimizin diğer gezegenlerindeki ‘insan-altı kademeleri’dir. (60, 290, 291,165, 257, 307, 308) İnsan-altı kademeleri, diğer gezegenlerdeki bedenlerde geçirilen, insanlık safhasının altındaki, insanlık safhasının ilk kademesine ayak basmak üzere Dünya gezegenine insan hâlinde gelecek varlıkların inkişaf kademeleridir. (290, 291, 165, 257, 307, 308)

İnsanlık safhasının hayvanlık safhasına kıyasla özellikleri ve safhanın ilk kademeleri

Yeni meydana gelmiş bir ‘varlık’, ‘idrak’ bakımından henüz pek basit ve ilkel durumdadır. (54) Bu varlıkta mevcut olan, ancak mekanik içgüdü denilebilecek bir içgüdü; hidrojen âleminde geçireceği ebediyet kadar uzun bir inkişaf süresi boyunca çok yavaş olarak ilerleyecek ve yerini tedricen önce “sezgi–içgüdüler”e, sonra sezgilere, sonra “sezgi–idrakler”e ve sonra “ilkel idrâkler”e bırakacaktır. (54) İdraklerin yavaş yavaş genişlemesi ve kapsam kazanmaya başlaması, ancak insan merhalesine gelindiği zaman mümkün olur. (54, 55) İçgüdüler

Hayvanlık safhası’ndan insanlık safhasına doğru yükseldikçe hayvanlarda, insanlardaki bazı idrakî özelliklerin ilk hazırlıkları da belirmeye başlar ve insan ‘melekeler’ine benzer bazı durum ve hâller görülür. (193) İnsanlık safhası nda idrak, önceki safhadakilere nazaran çok artmış ve irade özgürlüğü, idrâkin artması oranında çoğalmıştır. (60) Varlık, bu kudretleriyle oranlı olarak da sorumluluğun (Sorumluluk) mânâsını yavaş yavaş sezmeye başlamıştır. (60) Bu melekelerin artması ona ‘sevgi’ ve ‘vicdan’ denilen yüksek inkişaf mekanizmalarının şuurunu az çok kazandırmıştır. (60) Bu suretle, insanlar sorumluluk sezgilerinin gittikçe güçlenen baskıları altında otomatik veya yarı idrâkli olarak insanlık mertebesini sonlandırmaya çalışır ve bunun için ‘insanlık hayatı’nda onbinlerce yıl (500-700 bedenlenme) boyunca yüz binlerce görgü ve deneyim geçirirler. (60, 208)

İlk insanlarda, yani insanlığın ilk kademelerinde sonraki tekâmül kademelerine nazaran en bâriz olan şey; idrak noksanlığından ileri gelen bir ‘otomatizma’nın hâkimiyetidir. (197) O, çoğu zaman, yaptığı işin ancak ya yarı idrâkine varmış ya da hiç idrakine varamamış durumdan daha ileri bir kudret gösteremez. (197) Hatta bu durum, insanlı k safhasının oldukça ileri kademelerine kadar birçok halde böyle devam edebilir. (197) “Tam idrak”, tüm insanlık safhası boyunca oluşmaz. (197) Otomatik, yarı idrakli inkişafların tam idrâkli bir safhaya dönüşmesi ancak ‘vazife plânı’nda mümkün olur. (237) Zaten bütün bu otomatizmaların gayesi de insanları, vazife bilgisi ve idrakine hazırlamaktır. (197)

İnsanlığın ilk kademelerindeki otomatizmayı hayvanlık otomatizmasından ayıran özgürlük ve serbestlik hâli, hayvanlarda bulunmayan sorumluluk duygusu ve idrakinin insanlarda –bir sezgi hâlinde de olsa– doğmaya başlamış olduğ unu gösterir. (102) Bu sorumluluk sezgisinin doğuşu, insanlık inkişafının hızlanmasında etken olan en önemli duyguların başlangıcıdır; çünkü ‘vicdan’ düalitesinin vazife ile ‘nefsaniyet’e yönelik zıtları arasındaki dengeler üzerinde bunun büyük rolleri olacaktır: (102) Bu sayede sayısız sınav, epröv, ıstırap, azap, gözlem, kısacası bir sürü olay (Olaylar), idrak sahasında yer alarak, –insan varlığı, icap eden otomatizmalarla– vazife sezgisine hazırlanacaktır. (102)

İnsanlık safhasının ilk kademelerindeki bir insanın önüne birtakım çekici veya itici ağır olaylar sürülerek, idrak ve iradesinin ‘inkişaf mekanizması’nın üst unsuruna otomatikman (otomatik olarak, otomatik yoldan) yönelmesi sağlanmaya çalışılır. (105) Doğal olarak, az çok zorlayıcı bir karakter taşıyan bu hâl, “serbest iradeli hal”de (üst kademelerde) olduğu gibi öyle pek kolaylık içinde cereyan etmez. (105) Aksine, bu otomatik halde, otomatizmanın gereği olarak ortaya (o insanın karşısına, önüne) sürülecek sayısız olayın genellikle ıstıraplı ve sıkıcı mahiyetleri, iradesini yola sokuncaya kadar o insana, birçok zahmet, azap ve hatta icap ediyorsa, işkence ve ölümler hazırlar. (105) Tâ ki onun, kendi “serbest hâliyle kullanamadığı iradesi”, istenilen zıt tarafa (vicdan düalitesinin üst zıttına) yönelebilecek kudreti kazanmış olsun. (105)

İnsanlık safhasından önceki varlıklarda en ilkel şekillerde, “içgüdüsel düalite”ler hâlinde olan inkişaf mekanizması, insanlık derecesindeki idrakli formunu ancak bu safhaya girilmesinden itibaren almaya başlar. (115) Bunun nedeni kuşkusuz, idrak kudretinin insanlık seviyesine mahsus derecesine erişmiş bulunmasıdır. (115) İnsanlık safhasında idrak, önceki safhadakilere nazaran çok artmış ve irade özgürlüğü de idrakin artması oranında çoğalmıştır. (60)

İnkişaf mekanizması’ insanlık safhasına gelindiğinde, insanın az çok beliren idrak ve irade özgürlüğüne terk edilir: (104) Böylece insan, kendisi, kullanmakla yükümlü bulunduğu idrak ve irade özgürlüğüyle, cehit ve gayretlerini vicdan düalitesinin iki zıddından birine yöneltecek ve hangi zıdda daha fazla değer yüklerse dengeyi o zıddın lehine bozacaktır. (104)

İnsanlıkta vicdanın inkişafı esas olarak otomatik, yarı idrakli, az çok idrakli olmak üzere üç safha gösterir. (101, 115, 173, 103, 125, 130, 166)

İnsanlığın ilk kademelerindeki vicdan mekanizması ne kadar bâriz olmasa da ve ne kadar otomatik görünürse de, yine hayvanlardakine nazaran az çok idrâkli hareketlerle zenginleşmiş haldedir. (101) Mesela, yavrusuna büyük bir sevgi bağıyla bağlı olan “ilk insan kademesi kadını”nın (insanlık safhasının ilk kademesindeki bir kadının) idrakinde, analık yükümlülüğüne ilişkin az çok güçlü duygular, sezgiler ve hatta bilgi kırıntıları vardır. (101) O, çocuğunu, bir hayvanın yavrusunu beslediği gibi, sadece kör içgüdülerine uyarak beslemez. (101) Çocuğunun hasta olmaması, rahatsız edilmemesi, ölmemesi için aklı erdiği kadar tedbirler almanın ve bu tedbirlere göre bazı fedakârlıklara katlanmanın lüzumunu kabul eder ve bu yolda cehit ve gayret gösterir. (101-102) Biraz büyüyen çocuğunu –hayvanların yaptığı gibi– silkip atmaz; aklının erdiği, bilgisinin yettiği kadar, onun eğitim ve öğretimiyle de meşgul olmanın lüzumunu idrâk ettiğini gösteren davranışlarda bulunur ki, bu da, o yolda çocuğuna karşı bir analık borcuna ilişkin yükümlülüğünün bulunduğu sezgisine az çok varmış olduğunu gösterir. (102)

Sevgi’nin bitkilerde basit ve çeşitli mekanizmalarla tezahür eden çekilim hâlleri, hayvanlarda bu kadar maddi olmayan ve az çok insanlarınkine yaklaşmış durumlarda görülür. (131) Hayvanlarda, yavruyla, eşle, aileyle, arkadaşlarla ve hatta hemcinslerin dışındaki dostlarla ilgi ve ilişkilerin bazen tümüyle sevgi görünümünü alan varyetelerini gözlemlemek mümkündür. (131) İnsanlığın özellikle ilk kademelerinde, sevginin ‘bencillik’ eşliğindeki tarafları hâkim durumdadır ki, bunlar bir sürü zahmet, sıkıntı, ıstırap ve azaplara varacak sonuçlara yol açarlar. (134)

İnsanlık safhasındaki tekâmül ve tekâmül hedefi

Bir insan, dünyada tek başına kalırsa ‘görgü ve tecrübe’ sahibi olamaz. (60) Bedenli varlıklar inkişaf edebilmek için, kendi bedenleri dışında bulunan diğer bedenler ve maddelerle karşılıklı alışverişlerde bulunmak zorundadırlar. (60) Onların bu ilişkilerinden sayısız olay kombinezonu meydana gelir ki, işte ‘öz varlık’tan ruha yansıyan bu olay kombinezonlarına ilişkin idrakler (idrak formları veya formasyonları hâlindeki tesirler ya da vibrasyonlar) de bu safhadaki varlıkların tekâmülünü sağlarlar. (60, 120, 181, 92, 186) Olaylar

İnsanlık safhasındaki tekâmülün mânâsı (hedefi) dünya-üstü vazife plânına hazırlanmaktır. (97) İnsanlık hayatı, organizasyonlar sisteminin Organizasyon sistemi) simetriği olan ve onların sezgilerini hazırlayan, aşağılardan itibaren son merhaledir (vazife plânına geçmeden önceki, Güneş Sistemi’mizin son merhalesidir). (168, 58) Dolayısıyla vazife plânı sezgilerine ve az çok da bilgilerine ait hazırlıkların insanlık hayatında tamamlanması zaruridir. (168)

İnsanlığın dünyadaki ilk ve son vazifesi, vazife plânına hazırlayıcı icapları yerine getirmektir. (168) Zaten insanlar, “üst yardımcı tesirlerin müdahaleleri”yle en idraksiz ilk kademelerinden, dünyadaki en yüksek idrake, “vazife sezgisinin idraki”ne kadar geçen bütün tekâmül kademelerinde bu icaplara ister istemez uymaktadırlar. (168-169) Bu uyuş ya tümüyle otomatik karakterdeki ya da az çok aydınlık bir sezgi içindeki mekanizmalarla meydana gelmektedir. (169) Bu idraksiz veya yarı idrakli ‘otomatizma’lar insanların, vazife plânlarına hazırlanmaları nı sağlayacak çeşitli teknik imkânlara sahiptirler. (169)

Vazife plânındakiler için doğal olan, dünyadakiler içinse ideal sayılan, hatta mânâsı meçhul kalan “tam bir işbirliği”, yani belirli noktalarda meydana gelmiş idrakli bir vahdet; dünya topluluklarında mevcut değildir. (198) Bununla birlikte, insanlarda o ideale doğru bilmeden, otomatik olarak akıp giden bir hazırlanış ve sürükleniş cehdi vardır ki, bu da, bu safhadaki, ‘tekâmül’ denilen ihtiyacın zaruretidir. (198).

Varlıklar insanlık safhasının üstünde başlayan vazife ‘organizasyon’larına birdenbire sokulamazlar. (77) Bunun için uzun hazırlıklardan geçerek vazife plânının icaplarına uygun bir idrak seviyesine ulaşmış olmak gerekir. (77) Bu da, hidrojen âleminin en ilkel kademelerinden en üst kademelerine kadar geçecek çok uzun bir hazırlık devresinden sonra olur. (77) Bir başka deyişle, ‘idrak’in böyle bir vazife liyakatini kazanabilmesi için, ilk varlık hâlinden en yüksek bir insan varlığı hâline gelinceye kadar geçirilmesi gereken birçok safha vardır: (77)

Bitkilerde otomatik-mekanik içgüdülerle, bir tür topluluk hayatının başlaması, ‘organizasyon sistemi’nin en ilkel yürüyüşünün başlangıcı sayılabilir. (77) Mâşerî hayat, hayvanlarda bitkilerdekine kıyasla kendini daha fazla gösterir: (77) Hayvanlarda henüz bir toplum hayatı başlamamış olmakla birlikte, buna doğru ilk hazırlıkları ifade eden oldukça mânâlı topluluklar vardır. (77) Mesela karıncaların, arıların, toplu hâlde yaşayan bazı hayvanların otomatik toplulukları buna örnek olarak gösterilebilir; bunlar insan hayatındaki ‘mâşerî plân’lara aday olan varlıkların tertipli hazırlanışlarıdır. (77) Kuşkusuz bunları birbirlerine bağlayan üst ‘tesirler’ ve bağlar vardır ki, bunlar da bu sahalarda çalışan vazifeli varlıklardan gelmektedir. (77) Böylece, kışlık yiyeceklerini biriktirmeleri için karınca toplulukları teşkilatlandırılır, aynı şekilde arı toplulukları da. (77) Bazen yuvalarını, saldırgan kartallara karşı korumak için civardaki bütün leylekler bir araya toplanarak o kartallarla bir ordu hâlinde savaşırlar. (77)Bazı vahşi hayvanlar aç kaldıkları zaman sürüler oluşturarak avlanmaya çıkarlar. (77) İşte hayvanlarda sık görülen bu hâller, onların daha üst mâşerî plân hazırlıklarının içgüdüsel tatbikatını yapabilmelerini sağlamak için, vazifeli varlıklar tarafından gönderilen lüzumlu tesirlerle meydana getirilmektedir. (77)

Nihayet insanlık safhasında, yine kısmen otomatik olmakla birlikte, kısmen yarı idrakli olan topluluklar ve toplum hayatları görülür. (77) Bu safhada artık yüksek vazife organizasyonlarına ulaşmanın doğrudan doğruya ve en yakın hazırlık tatbikatları başlar. (77-78) insan hayatının gayesi de bu yolda lüzumlu olan hazırlıkları bitirmektir. (78)

İnkişaf mekanizmasının insanlık safhasındaki hâli ve ilerleyişi

Vicdan; hem müspet, hem menfî taraflarıyla, tam bir birim düalite hâlinde insanın idrakini vazife bilgisine yaklaştıran kudretli bir mekanizmadır. (103) Bu mekanizma, bitkilik safhasındaki içgüdüleri hayvanlık safhasının ‘otomatizma’sına, hayvanlık safhasındaki otomatizmaları insan hayatındaki vicdan duygusu safhasına, insanları ise “vazife sezgisi ve bilgisi” idraklerine, yani vazife plânına hazırlar. (103) ‘Vicdan’, tekâmül yolunda insanların en kudretli dayanağı ve kurtarıcısıdır. (94)

İdrakin inkişafı ile vicdanın inkişafı birlikte yürür; daha doğrusu, vicdanın inkişafı, idrakin inkişafı demektir. (97, 115) Varlıkların idrakleri inkişaf kademelerine göre farklı farklı olduğundan, idrakleri farklı varlıklar için de, doğal olarak, farklı vicdan anlayışları ve o oranda farklı vicdan tatbikatları vardır. (97) Vicdan mekanizması idraklere göre ayarlanır; vicdan mekanizmasının inkişafı, insanlarda en basit idrak seviyesinden en yüksek idrak seviyesine kadar çeşitli kademeler gösterir. (115) insanlıkta vicdanın inkişafı esas olarak otomatik (Otomatizma), yarı idrakli, az çok idrâkli olmak üzere üç safha gösterir. (101, 115, 173, 103, 125, 130, 166)

İnsan, insanlık kademelerinde ilerledikçe vicdan realitesine ait duygu, bilgi ve idraki artar ve o oranda da özgürlüklerinin sınırları genişler. (102) İdraki genişledikçe de insan; yapması ve yapmaması icap eden şeyleri daha iyi sezmeye başlar, onlara uymak mecburiyetini duyar; fakat böyle olunca da, bu kez bizzat kendisi, özgürlüklerini sınırlandırmak zaruretini duymaya başlamış olur. (102) Bu suretle vicdan mekanizması gittikçe daha iyi idrak edilir ve insan o oranda otomatizmadan kurtulur ki, bu da onun adım adım vazife sezgisine yaklaşmasını sağlar. (102)

Realite’ler giderek genişler ve kapsam kazanır; mesela, “kaba bencillik” realitesinin bulunduğu kademede sözkonusu olan “ferdî bencillik” nefsaniyeti, üst mâşerî bir plân realitesinde daha üstün ve kapsamlı bir karakterde, “mâşerî bencillik” hâlini alır: Birinci kademede insan, yalnız ferdî menfaatleri için çırpınmaktayken, ikinci kademede kendisine bağlı küçük bir topluluğun, bir ‘aile’nin menfaatleri için çalışmaya başlar. (109-110) Bu bencillik nefsaniyeti; kademeler yükseldikçe bir cemiyeti, cemaati, ‘ulus’u, insanlığı ve hatta bütün varlıkları kapsayacak durumda artar ve genişler ki buralara yöneldikçe de artık ona ‘bencillik’ değil, ‘diğerkâmlık’ demek gerekir. (110) Vicdanın üst kademelerine feragat ve fedakârlık eşlik eder. (103, 207)

İnsan idrakinin insanlık safhasındaki ve devremizdeki inkişafı

Devremizin (Dünya devresi) ilk devirlerindeki insanlıkta idrakler daha yeni yeni inkişafa yüz tutmuş olduğundan, insanların büyük mâşerî tekâmüllere pek ihtiyaçları yoktu. (164) İdrakleri henüz otomatik sezgi kademesinde bulunan ilk insanlar, topluluk hayatından ziyade ferdî hayatlar geçiriyorlardı. (164) Rastlanan küçük topluluklar ise bugünkü mânâda anlaşılan büyük mâşerî topluluk kavramlarından çok uzak ve bambaşka topluluklardı. (164) O zamanların bu gelip geçici toplulukları da açlık kaygısı, korku içgüdüsü, cinsel ihtiyaçlar gibi çok basit birkaç içgüdüsel sezgiden ileri gelen ihtiyaçlar altında oluşmaktaydı. (164) Bu basit inkişaf kademelerinde insanların kapsamlı mâşerî hayatları henüz kurulmuş değildi. (164) Bu da idraklerinin, böyle bir durumu meydana getirebilme kudretinden yoksun bulunmalarının bir sonucuydu. (164) Yâni idraklerde, gerekli olan toplayıcılık, kuruculuk ve idarecilik kudretleri, henüz, bireyleri bir araya getirip belirli bir hedefe doğru ortak faaliyetleri kuracak ve onları sevk ve idare edecek kadar oluşmuş bulunmuyordu. (164) Vicdan düalitelerinin denge seviyeleri daima ‘nefsaniyet’ sahalarında kurulan bu ilk insanlar uzun zaman boyunca alt realitelerde sürünmek mecburiyetinde kalmışlardı. (164- 165) Çünkü insan-altı kademelerindeki otomatik yürüyüşlerinden yeni ayrılmaya başlamış olan ilk insanlar, ileride edinecekleri geniş çaptaki özgürlüklerinin kendilerine kazandıracağı, bedenlerine idrakleriyle direkt olarak müdahale edebilme imkânlarına henüz sahip değillerdi. (165)

Eğer kendi başlarına bırakılsalardı inkişaf mekanizmalarının (inkişaf mekanizması) denge seviyelerini üst kademelere kendi kendilerine yükseltemezlerdi. (165) İnsan-altı kademelerindeki otomatik yürüyüşlerinden yeni ayrılmaya başlamış bulunan bu ilk insanlara bu yüzden, dış ferdî müdahalelerin lüzum ve zaruretleri bir süre daha devam etmiştir. (165) Yani, inkişaf mekanizmalarının denge seviyelerini yukarılara çıkarabilmelerini sağlamak maksadıyla, ilk insanların idraklerine “dışarıdan (vazife plânı vazifelilerince) ferdî müdahaleler”de bulunulmaya bir süre daha devam edilmiştir. (165) Doğal olarak, idrakler kendilerini toparladıkça, yani ‘görgü ve tecrübe’lerle kapsamlarını genişlettikçe özgürlükleri artmış, o oranda da dış müdahaleler idraklerin daha ziyade, “kendi inkişaf mekanizmalarına bizzat kendilerinin müdahale edebilme imkânlarını arttırma” yönüne yönelmiştir. (165)

“İdrakin kendi kendisine müdahalesi”, ‘insanlık hayatı’ başlangıcında ancak dış müdahalelerle ve yardımlarla mümkündür. (165) İnsanlar ilk devirlerde her şeyi otomatik ve idraksizce yapıyorlardı. (165) O yüzden insanlar buna “içgüdü” demişlerdir. (165) Bu “ilk zamanlar” da (ilk devirlerde), üst mâşerî plânların insanlar üzerinde daima müdahalesi olmuştur. (165) Fakat buradaki müdahale ifadesi yanlış anlaşılmamalıdır. (165) Buradaki müdahaleden maksat; yönlendirmek, organize etmek, programlamaktır. (165) Bundan daha aşırı mânâdaki müdahaleler insanlık safhasındakilere yapılmaz. (165) İşte “ilk zamanlar”daki bu dışarıdan (insanlara kendi öz varlıklarından değil de, vazifelilerden) gelen vibrasyonların idrakteki klasik ifadesi “içgüdüler”dir (yani insanlar bu tesirlere içgüdü adını vermişlerdir). (165) Fakat insanlardaki içgüdüleri, hayvanlardaki daha ağır ve kaba otomatizmalardan (hayvanlardaki içgüdülerden) ayrı tutmak gerekir. (165) Çünkü bu iki otomatizma arasında geniş mahiyet farkı vardır. (165)

İnsanlık hayatı’ ya da insanlık safhası kademeleri boyunca idrakler inceldikçe, ‘içgüdüler’ yavaş yavaş daha zengin karakterler almaya başlar, insanların “sezgi” dedikleri şekil ve hâllere girerler ve sezgiler de tedricen idrâklere dönüşür. (291-292, 165). Dünyada “sezgi devri”nin başlamasıyla, yani içgüdülerin yerini yavaş yavaş sezgilerin almaya başlamasıyla, içgüdülerin artık yetersiz kaldıkları, dolduramadıkları boşluklar, yavaş yavaş sezgilerle dolmaya başlamış ve aynı zamanda, yüksek âlemlerdeki mâşerî plânların dünyadaki simetriği olan ve insanları bu mâşerî plânlara hazırlayıcı bir işlevi olan sosyal hayat kurulmuştur. (165-166)

Safhanın üst kademeleri ve tamamlanması

Vicdan mekanizmasının üst taraflara doğru kayması demek, onun denge seviyelerinin gittikçe, büyük yükümlülükleri ifa edebilmek için lüzumlu nitelikleri kazanmaya yaklaşmış kademelerde kurulması demektir. (206) Zaten insanlık devresinin (Sübjektif tekâmül devresi) bitirilmesinin bir mânâsı da vicdan düalitesi unsurları arasındaki zıtlığın ortadan kalkmış olması demektir. (206-207) ‘Öz bilgiler’ arttıkça vazife bilgisi yolundaki vicdan mücadeleleri nefsaniyetin de seviyesini yükseltir; nihayet bir an gelir ki vazife plânının yakınlarında vazife ile nefsaniyet arasındaki mesafe kısalır, idrakin vazife cephesine yönelmesi kolaylaşır ve vicdan düalitesinin dengeleri vazife sezgisi ve bilgisinin eşiğine dayanır. (181, 102)

Bir başka deyişle, bir insanın inkişafı nihayet öyle bir duruma gelir ki, insanlara karşı duyulan erdemli hisler, onlara hizmet etmek, onların iyilikleri, inkişafları hususunda her türlü yardımda bulunmayı -ne pahasına olursa olsun– göze almak gibi çok kapsamlı ve yüksek derecelere ulaşır. (135) İşte o zaman vicdanın nefsaniyet unsurları ve realiteleri bencillikten sıyrılıp diğerkâmlık yollarında yürümeye başlarlar. (135) Vicdan mekanizmasının denge seviyeleri artık, diğerkâmlığın yüksek ve idrakli sahalarında kurulur. (135) O insan, başkalarının yükselmeleri için her türlü fedakârlığa katlanmayı kendisine bir borç, bir vazife sayar. (135) O zaman ondaki sevgi bir “vazife sevgisi” (Vazife) hâlini almaya yüz tutar ki, bu da artık onun, ‘vazife plânı’nın eşiğine gelmiş olmasının işaretidir. (135)

İşte, vicdan mekanizmasının bu sahalara kadar ulaşmış yüksek denge seviyesi, ‘Dünya Okulu’nun insana kazandırmış olduğu en yüksek mertebedir. (135) Bu mertebeye ermiş olan insan Dünya Okulu’ndan tam dereceyle diplomasını alacak ve dünyada kazandığı en yüksek öz bilgi kudretiyle vazifeler kabul ederek daha kudretli ve mutlu bir varlık hâlinde yüksek plânlara geçecektir. (135) Bu duruma geldikten sonra, yani vazife plânına gelince vicdan düalitesi ortadan kalkmış olacak, onun yerini, büyük vazife fonksiyonlarıyla yürüyen, mahiyeti değişik, daha yüksek tertipte bir tekâmül düalitesi almış olacaktır ki, “vazife düalitesi” denilen bu düalite, varlığı ‘Ünite’ye kadar izleyecektir. (181, 135)

O hâlde insanların ıstıraplı ve çetin olan Dünya Okulu’ndan, bu arasat ortamdan (Sübjektif tekâmül) bir an önce başarıyla ayrılabilmeleri için yapacakları şey; vicdan mekanizmalarının diğerkâmlığa (Diğerkamlık), vazife sevgisine bağlı olan ‘realite’lerini hazmetmeye çalışmaları ve nefsaniyetleri zoruyla bırakmak istemedikleri bencillik arzu ve iştahlarının güçlü bağlarından kendilerini idrakleriyle kurtarmaya çalışmalarıdır. (200) Bunu başarmak da ancak feragat, fedakârlık ve vazife sevgisiyle gösterilecek ‘cehit’ ve gayretlere bağlıdır. (200)

İnsanlık safhasındaki tekâmülün sübjektif oluşu ve safha boyunca sürdürülen yüzlerce hayatın aslında tek bir hayat (insanlık hayatı) oluşu

Gerek insanlık safhasındaki tekâmülde ‘aslî zaman üzerinde yürüyüş’ün sözkonusu olmaması dolayısıyla, gerek bu tekâmülün aslî zaman üzerindeki tek bir ânın insanlık safhasına ait icaplarını yerine getirmekten ibaret olması dolayısıyla ve gerekse bu safhanın varlığın kendi âlemine, kendi kudretleri içine kapanıp, sadece kudretlerini üstün bir plâna hazı rlamakla meşgul bulunduğu, sübjektif şartlar içinde geçen bir safha olması dolayısıyla, insanlık safhasına, sübjektif tekâmül karakterini belirtmek üzere “sübjektif tekâmül devresi” de denir. (222, 135, 223, 225, 226, 196, 193)

Bir insan varlığının tam bir vazife bilgisi ‘liyakat’ine erişmesi ancak, dünyada on binlerce yıl insan bedeni içinde geçen hayat zinciri halkalarını tamamlamasından sonra (vazife plânında) mümkün olabilir ki bu hayatların tamamı na insanlık hayatı denir: (206, 226) ‘İnsanlık hayatı’; bir insan varlığının insan ‘beden’inde ilk ‘bedenlenme’sinden itibaren, ‘Dünya Okulu’ndan mezun olana dek, yüzlerce kez bedenlenerek geçirdiği, ölüm-doğum aralarıyla (muhasebe aralarıyla) ayrılmış gibi görünmekle birlikte, bir bütün olarak ele alınan Dünya Okulu’ndaki “insanlık safhası hayatı”dır; diğer deyişle, “sübjektif tekâmül hayatı”dır. (226, 196, 208, 203, 226, 293) İnsanlık hayatı boyunca bir insanın idrakinin insanlık safhasının üst sınır çizgisine varabilmesi için geçirmesi gereken dünya hayatlarının miktarı, bir sürü özgürlük ve ‘sınavlar’dan dolayı her ne kadar kesin olarak söylenemezse de, bu, ortalama olarak 500- 700 bedenlenmeyi kapsar. (208)

Sübjektif tekâmül devresi

İnsanlık hayatı

Dünya Okulu

Dünya devresi

Son Dünya devresi

İnsan-altı kademeleri

Vazife safhası

Vazife plânı

Vazife

Dünya idare Plânı

Vicdan

Ferdî plân

Melekeler

Yüzeysel zaman