Arasat plân

Arasat plân terimi; genel anlamıyla, “bir safhadan üst safhaya geçilirken geçirilmesi gereken ara safha veya geçilmesi gereken ara ortam” anlamına gelmekte olup, özel anlamıyla, hidrojen âleminde tatbikat gören varlıklar için, varlığın ‘inkişaf’ safhalarından her birini tamamlayışında bir üst safhaya hazırlanabilmek için geçmesi (intikal etmesi) zorunlu olan, yarı-süptil (Yarı-süptil âlem) maddelerden oluşmuş, o safhaya mahsus ara ‘plân’, ara ortam” anlamında kullanılmaktadır. (196, 200, 307, 308)

İnsanlık safhası’nı tamamlayan varlıkların ‘vazife plânı’na hazırlanmak üzere geçecekleri bir arasat plân (Sevgi plânı) olduğu gibi, ‘bitkilik safhası’nı tamamlayan varlıkların da hayvanlık âleminin tatbikatını (hayvan hücrelerinde enkarne olmaya hazırlanma tatbikatını) görmek üzere geçecekleri bir arasat plân ve hayvanlık ve ‘insan-altı kademeleri’ne ait varlıkların da insanlık safhasının icaplarına hazırlanmak üzere geçecekleri arasat plânlar vardır. (56, 307, 308) Bu arasat plânlar doğal olarak birbirlerinden farklıdır; örneğin insanların kendilerini insan-üstü vazife plânına hazırlayacakları sevgi plânı adı verilen arasat âlem, ‘insan-altı kademeleri’nden insanlık safhasına geçilirken yaşanması icap eden arasat plânlarla kıyaslanamayacak kapsam ve genişliktedir. (308)

Arasat plândan geçmenin lüzumu

Maddi inkişafın her safhasının tamamlanması ndan sonra bir üst safhaya geçebilmek için, bitki, hayvan, insan, bütün varlıkların böyle arasat plânlardan geçmesi zaruridir; bu plânların fonksiyonları çok önemlidir. (307) Arasat plânların, varlıkları alt ‘plân’dan üst plâna hazırlamak için, kendilerine mahsus vasıtaları vardır.(308) Bu vasıtalar varlığın ne terk etmiş olduğu alt ‘plân’ ‘realite’lerine, ne de bir üst plân realitelerine aittir: (308) Bunlar ancak, alt plândan üst plâna geçecek varlı kların üst plâna, bu iki plân arasındaki farklar karşısında herhangi bir sarsıntı ya maruz kalmadan geçebilmelerini, diğer deyişle üst plânın hiç alışılmadık realitelerine alışabilmelerini en kestirme yoldan sağlayan vasıtalar olup, bir taraflarıyla, bırakılmış alt plânın realitelerine temas ederken, diğer taraflarıyla, gelecek (üst) plâna yakın durumlar gösterirler. (308) Yakın durumlar göstermekle birlikte bunlar, ne bırakılmış plâna ait realitelerdir, ne de geçilecek plâna ait realitelerdir; ancak o iki plân arası ndaki arasat plâna mahsus bir hazırlık mekânizmasını oluştururlar. (308)

Örneğin, bir hayvan varlığı, çok uzun süren hayvanlık safhasını hakkıyla tamamlasa da, bir üst safhadaki bedeni, yani insan bedenini derhal kullanamaz; hayvanlık mertebesinden insanlığa hemen, birdenbire atlayamaz. (307) Çünkü her ne kadar o, kendi çapında, lüzumu derecesinde inkişaf etmiş olsa da, bir hayvan bedenini kullanma ile bir insan bedenini kullanma arasında çok önemli ve derin farklar vardır. (307) Varlık, insanlığı n icaplarına ancak o iki safhanın beden realiteleri arasındaki belirli intikal (geçiş) kademelerini geçirdikten sonra tümüyle uyabilecek ve insan bedenini fiilen kullanmaya alışmış olacaktır. (307) Bu intikal hazırlığını yapabilmesine imkân veren yarı-süptil plân da, işte, o safhanın arasat plânıdır. (307) Varlık, ancak, burada kendisini insanlığın icaplarına hazırlayıcı durumlarla karşılaşıp, o durumlarda bir süre intikal (alışma, geçiş) tatbikatı yaptıktan sonra, en ilkel merhalesinden (hücre düzeyinden) başlamak üzere, insanlık âlemine adımını atabilecektir. (307) Fakat insanlık âlemine adım atması, yine insanlık safhasına başlaması demek değildir; yani bir insan bedenini tümüyle idare edebilecek hale, müstakil bir insan varlığı hâline hemen, birdenbire giremez: (307) Mesela insan beyninin (Beyin) elemanlarını kurabilecek duruma gelmesi ve insan bedenini idare etme tatbikatlarını görmesi ve bunun için de uzun süre insan beyni hücrelerinde yaşaması gerekir. (307)

İnsanlık safhasının arasat plânı

Dünya Okulu’nu bitirip de henüz vazife plânından vazife almamış insan varlıkları da, vazife plânına doğrudan doğruya geçemezler; vazife plânının ilk kademelerine ancak, sevgi plânı denilen arasat plânı aştıktan sonra ulaşacak ve o zaman asıl tekâmüllerine başlayacaklardır. (208, 242) Çünkü insanların vazife plânına geçmeden önce, dünyada iken –mesela günümüz şartlarının icaplarına göre– henüz tamamlayamadıkları bazı taraflarını tamamlamaları ve düzenlemeleri gerekmektedir ki, bu da onların ancak bu yarı-süptil âlemde bir süre yaşamalarıyla mümkün olacaktır. (242) Burası basit dünya realitelerinin ağır yüklerinden kurtulmuş olan insanların, çok süptil bir plân olan vazife plânına intikalini (geçişini) rahat, tatlı ve mutlu bir yürüyüşle sağlayan bir ara ortamdır. (307)

İnsanların dünyadan sonra girecekleri sevgi plânı denilen arasat plânda hâkim olan realite “sevgi”dir; bu plânın hazırlayıcı vasıtası ‘sevgi’dir. (307, 308) Buradaki sevgi hiçbir zaman, dünyada anlaşılan ve duyulan sevginin kendisi olmamakla beraber, dünyadakine yakın bir cephesi de vardır. (308) Bu plâna intikal edecek (geçecek) olanlar, sevginin çeşitli tatbikatını görmek ve bu sayede vazife plânının yüksek icaplarına tümüyle intibak edebilecek duruma gelmek için bir süre burada yaşayacaklardır. (307) Yani buraya geçecek varlığın yapacağı şey, bu çok kapsamlı ve geniş “sevgi”nin çeşitli varyetelerini kullanarak, onların, kendisini üstteki vazife plânına hazırlayıcı imkânlarından yararlanmaktır. (309)

Buradaki sevginin, dünya insanlarınca anlaşılamamış mahiyeti, bu arasat plândaki varlıkları vazife plânının yüksek realitelerine intibak ettirici çok kudretli durumlar gösterir. (309) Çünkü vazife plânını tam mânâsıyla kabullenmek ve ona intibak edebilmek pek kolay bir iş değildir; sevgi plânındaki başarının da bir hayli cehit ve gayret gösterilmesini icap ettiren teknik hususları vardır. (309) 

Sevgi plânı

Yarı-süptil âlem