Hipnotizma; bir hipnotizörün (hipnoz hâlini yaratan kimsenin) çeşitli yollardan birtakım tesirler göndermek suretiyle, süjeye (deneğe) ait ‘şuurdışı’ ile ‘şuurüstü’ arasındaki tesir irtibatını kesmesi ve ‘şuur’una kendi tesirlerini göndermesi yoluyla süjenin kendi tesirleriyle hareket etmesini sağlamasıdır. (159)
Bir hipnotizörün süjesi üzerinde tesirde bulunma mekanizması, aynısı olmamakla birlikte, az çok ‘obsesyon’ mekanizmasına benzer. (159) Fakat bir insan ne kadar kudretli olursa olsun, bedenli oldukça, yani bedeninin dar imkânları içinde bulundukça, bedensiz halde olduğundan az çok serbest hâlde bulunan bir obsesör gibi bir başka insanın şuurüstüne hâkim olamaz. (159)
Hipnotizör ancak, çeşitli yollardan gönderdiği birtakım tesirlerle –kendisi de mekanizmasını bilmeden– süjeye ait şuurdışı ile şuurüstü arasındaki irtibatı, aşağıdan keser. (159) Süjenin şuuruna şuurüstünden gelmesi gereken tesirler kesilince de, şuuruna kendi tesirlerini göndermeye başlar. (159) Dolayısıyla bu mekanizmada yabancı tesirler insanın şuuruna, obsesyonda olduğu gibi şuurüstünden gelmeyip, doğrudan doğruya şuurdışı kanalıyla gelirler. (159) Yani bu kez obsesör–şuurüstü–şuurdışı–şuur yolu yerine, hipnozitör–şuurdışı–şuur yolu izlenmektedir. (159) Görüldüğü gibi, teknik bakımdan iki mekanizma arasındaki fark pek azdır. (159)
Bu mekanizma kurulduktan sonra süje, artık hipnotizörün tesirleriyle hareket etmeye başlar. (159) Eğer hipnotizör onun şuur sahasında izlenimler uyandıracak tesirleri göndermezse, süje tümüyle idraksiz ve otomatik olarak hareket eder. (159) Ancak bu tesirler, yani hipnotizörün telkinlerindeki mânâlar, şuurdışında mevcut oldukları için, gerektiği takdirde izlenimler hâlinde şuura yansı tılabilirler. (159)

