Mu devresi

Mu devresi; yaklaşık 70 bin yıl önce iki büyük kıtanın ‘Nuh Tufanı sembolü’ ile ifade edilen batışıyla kapanmış olan; içinde bulunduğumuz ‘Dünya devresi’nden bir önceki devredir. (258, 257, 249, 250, 251, 252, 253, 254, 255, 256) Son Dünya devresi, Dünya Okulu

Mu devresindeki coğrafi durum

Yaklaşık 70 bin yıl önce, dünyanın yüzeysel (coğrafi) oluşumu bugünkü gibi değildi; dünyada belli başlı iki büyük kıta vardı. (249) Bunlardan biri, şimdiki Pasifik Okyanusu’nun bulunduğu sahayı kaplıyordu. (249) Bu, insanların Mu kıtası adını verdiği, kuzey tarafı geniş, güney tarafı sivri, büyük bir kara parçası idi. (249) Diğeri ise Atlantik Okyanusu’nun bulunduğu yeri işgal eden, büyük bir kıta idi. (249) O devredeki yeryüzünde ayrıca, bu iki büyük kıtanın arasını kaplayan bir sürü ada, takımada, şimdiki Himalayalar’ın bulunduğu yere tekabül eden kara parçaları ve bunlardan başka bazı küçük kıtalar vardı. (249) O zamanki dünyanın coğrafi manzarası böyleydi. (249)

Mu devresindeki uygarlık düzeyi

Bu kıtalar üzerinde bugünkü dünya insanlarına nazaran, çok daha ileri ve medeni (uygar) insanlar yaşıyordu. (249) Dünya ilimlerine ilişkin bilgi ve teknik kudretleri, bugünkü dünya insanlığına kıyasla çok daha üstteydi. (249) Mesela, 2059’u izleyen yıllardan birinde batacak olan bugünkü (1959 yılındaki) dünyanın insanları radyoaktif maddeleri, radyoları, televizyonları, elektronik aygıtları daha yeni yeni keşfetmektedirler ki, oysa onlar, bu araçları ve bunlara benzer teknik araçları, dünyalarının batışından çok daha önce keşfetmişler, hatta atom enerjisini bu batıştan 1000 yıl önce bulup kullanmaya başlamışlardı. (249-250, 384, 282)

Bununla birlikte o zamanın dünyasında bu çok medeni (uygar) ve ileri toplulukların yanısıra, nispeten basit ve hatta vahşi kabileler de vardı. (250) Fakat o vahşi insanlar dahi bugünkü dünyada bulunan vahşilere nazaran daha ileri durumdaydılar. (250) Özetle, geçen devrenin insanları bugünkülerden her sahada üstün bir uygarlık düzeyindeydiler. (250)

İki “inkılap ve intikal devri” arasındaki paralellik

O zamanki insanlar Mu devresinin son günlerine bugün de tekrarlanmakta olan aynı yollardan hazırlanmışlardı. (282) İnkılap ve intikal devri. Kapanış ya da inkılap alâmetleri orada da kendilerini göstermiş ve insanlara pek çok şey öğretmişti. (282) Aynı tertipler, bugünkü dünya insanları için de tekrar edilmeye başlanmıştır. (282) Devremizin kapanışına ait olaylar, Mu devresinin kapanışından önceki olaylarla, aralarında hemen hemen hiçbir fark olmaksızın, paralel olarak cereyan etmektedir. (282-283) Mu dünyasının kapanışından önceki olaylar ile son dünya devresinin kapanışına ait olaylar arasındaki paralellik mukayese edilirse arada hemen hemen hiçbir farkın mevcut olmadığı görülür. (282-283) Mu’daki inkılap ve intikal devri 80-100 yıl kadar sürmüştür (Devremizin 1959 yılı civarında başlamış olan inkılap ve intikal devri de iki 50 yıllık periyot gösterecek şekilde, Mu’daki gibi, yaklaşık 100 yıl sürecektir). (255, 299, 304, 303)

Mu devresindeki, inkılap öncesi yozlaşma ya da tipik devre sonu yozlaşması

Mu devresindeki insanların dünyadaki inkişafın zirvesine ulaşma hâli, kendilerinde öyle bir gurur, “her şeye kaadir olabildikleri iddiası” gibi, öyle aşırı bir durum yaratmıştı ki, bu durum, onları, hidrojen âleminin kaba maddeleri içine daha fazla gömmek suretiyle, dünyanın tabiî şartlarını (doğanın dengelerini) olağandışı (mutat dışı) yollardan bozmaya eğilimli birtakım hareketlere sevk etti. (250) Yine bunun sonucu olarak, lükse, zenginliğe, konfora, maddeye tapmaya, bencilliğe, her türlü ihtirasa kapıldılar, hidrojen atomunun kaba kombinezonları içine gömüldüler ve tüm mutluluklarını bu kombinezonlardan bekler hale geldiler ki, bu, aslında son sınırına gelen maddi ilerleme ve inkişafların varlıklarda doğurduğu bir çırpınıştı, bir tür soysuzlaşma (dejenerasyon, yozlaşma) idi. (250) Bu soysuzlaşma çok doğaldır ve meydana gelecek her büyük inkılâbın öncüsüdür. (250) Bunun en açık örneği, aşağıda açıklanan kanser olayında görülür: (250)

Devre sonunda kanser hastalıklarının çoğalması

Bir çevrede inkişaf, umumi olarak yürür. (250) En küçüğünden en büyü- ğüne kadar, o çevreyi oluşturan bütün varlıklar, kendi derecelerine göre inkişaf eder ve yükselirler: (250) Mesela, insan varlıkları kendi inkişaf imkânlarının üst kademelerine ilerlerken, dünya plânları dahilinde yaşayan diğer varlıkların her biri de, kendi inkişaf imkânlarının üst kademelerine doğru ilerler. (250)

O zamanki dünyanın son devirlerine doğru, nedeni insanlarca meçhul birtakım hastalıklar başgöstermişti. (250) Bunlardan biri de kanserdi. (250-251) İnsanlar arasında kanser vakalarının çoğalması üstteki bölümde belirtilen nedene bağlı, hücrelerde tezahür eden bir soysuzlaşmadır. (251)

İnsan bedenlerinde bulunan hücrelerin, organların her biri, nispeten ilkel varlıkların birer maddi hayat sahasıdır. (251) Bu varlıklar inkişaflarını bu madde sahalarında ve o sahaların kendilerine vermiş olduğu imkânlar dahilinde yaparlar. (251) Zamanla inkişaf eden bu basit varlıklar, bir an gelir ki daha ileri gidebilmek için muhtaç oldukları şeyleri, içlerinde bulundukları maddelerden (madde ortamından) sağlayamazlar. (251) Yani o maddelerin imkân ve şartları o varlıkların daha ileri hamleleri kazanmalarına izin veremeyecek derecede kısırlaşır. (251) Oysa varlıkların inkişaf hamleleri durmaz ve hiçbir sınır tanımadan daima ileri doğru atılmak ister. (251) Bu durum, imkânları bol olan ortamlarda normal ilerleyişler hâlinde görünürken, imkânları böyle kısırlaşmış ve varlıkların daha geniş ve ileri hamlelerine yetecek sahaları kalmamış madde ortamlarında; onların çırpı nışlarının, huzursuzluklarının, teşevvüşlerinin eşlik ettiği, anormal, olağandışı ve soysuzca görünen birtakım hareketlerde bulunmalarına yol açar. (251) İşte Mu dünyasının batışı öncesindeki zamanlarda kanser hâline girmiş madde ortamlarını, yani hücreleri idare eden varlıklar da bu duruma gelmişlerdi. (251) Beden organizması içinde bulunan bu varlıkların, kendi paylarına düşen maddi inkişaf ortamları, daha ileri gidebilmelerine yol vermez hale gelmişti. (251)

Mesela bedeni oluşturan bir deri hücresinin, ne olursa olsun, o bedende kendisine tahsis edilmiş belirli bir fonksiyon sahası vardır ki, bu hücrenin o sahanın üstüne çıkmasına bedenin somatik (bedensel, fiziksel) durumu müsait değildir; böyle bir çıkış bedenin ahengine uymaz. (251)

O hücreyi kendisine bir inkişaf ortamı yapmış olan, ilk zamanlarında fonksiyonunu mükemmelen yapan ve muhtaç olduğu inkişafını sağlayabilen basit varlık, nihayet öyle bir an gelir ki, inkişaf devresini tamamlar. (251) Doğal olarak, daha üst inkişaf ortamlarına hazırlanmak ihtiyacını duymaya başlar. (251) Oysa hücrenin, içinde bulunduğu olağan biyolojik şart ve imkânlar bu ileri faaliyet ihtiyaçlarına cevap verecek durumda değildirler.(251) Dolayısıyla o hücre varlığı bedenine sığamaz olur. (251) Bu durumun sonucu olarak da, daha önce normal bir deri hücresini olağan yollarda usulüyle kullanan o basit varlık, artık bedenin nizamı ve ahengi dışına doğru yön almış bir şekilde çırpınmaya başlar. (251-252) Bu çırpınış, o hücrenin deri camiası (deri hücreleri topluluğu, dokusu) içinde, o camiaya uymayan birtakım hâl ve durumlarına neden olur ki, bu da tabiatıyla onun inkişafında kanserleşme denilen teşevvüş hâlini (müşevveş bir hâli) meydana getirir. (252) Deri hücresinin bu kanserleşmiş ve deri organizması dahilindeki ahenk ve nizam dışı faaliyetlere yönelmiş hâli, aslında, artık bir inkişaf safhasını bitirip daha üst bir safhaya geçmek için çırpınan, fakat bulunduğu şartlar içinde buna imkân bulamayan bir varlığın mezbuhane (son bir ümit ve son bir kuvvetle çırpınış) hamlelerinden başka bir şey değildir. (252)

Mu devresi sonlarına doğru kitlesel teşevvüş

Böylece, Mu devresinin son zamanlarında varlıklar bulundukları madde ortamları içinde, inkişaflarının son sınırlarına yaklaşmış ya da gelmiş durumdaydılar. (252) Bu hâl, hücrelerden, bitkilere, hayvanlara ve insanlara kadar, her kademedeki madde ortamlarında inkişaf eden varlıkların hepsi için sözkonusuydu. ( 252-253) Bu nedenden insanlar kaplarına sığamaz oldular ve ileri hamlelerine artık cevap veremeyecek duruma gelmiş olan madde şartlarının dışına çıkmak ihtiyacıyla kıvranmaya başladılar. (253) Fakat dünya maddesi şartlarının ötelerine taşan yüksek ihtiyaçlarını tatmin edebilmek için, faaliyetlerini “madde dışı şartlar”a yöneltmeleri gerekirken, bunu yapamadılar. (253) Bu ihtiyaçlarını yine, içinde yaşamakta bulundukları “kaba hidrojen atomu dünyası şartları”nda aramaya kalkıştılar. (253) Aradıkları mutluluğu orada bulamayınca da, kendilerini avutmak üzere, o maddelerin içine daha fazla gömülerek çırpınıp durdular. (253) Bu hâl, insanların bir yozlaşma (dejeneresans), bir kanserleşme manzarasını meydana getirdi ki, bu da her yeni tekâmül devresi (Dünya devresi) başlangıcından önceki dünya inkılâbının (İnkılap ve intikal devri), genellikle görülen bir icabı ve doğal bir karakteristiğidir (özelliğidir). (253)

Bu durum şu örnekle daha iyi açıklanabilir: Milyonlarca liraya sahip olmayı hayal eden ve bütün mutluluğunu bu milyonlardan bekleyen meteliksiz (parasız) bir insanı ele alalım! (253) 8-10 yıl sonra da bu insanın o milyonlara sahip olduğunu farzedelim! (253) Vaktiyle ancak para ile geleceğine inandığı mutluluğun, şimdiki zenginliğine rağmen yine gelmediğini görünce bu insan ne yapacaktır? (253) Beklediği ve umduğu mutluluğun para ile gelmediğini görünce, hüsranını paraları içine daha ziyade gömülmekle unutmaya çalışacak ve bu da, teşevvüşlere düşmesine neden olacaktır. (253) Oysa o, artık bu mutluluğun para ile gelmeyeceğini anlamalı ve onu başka yerlerde aramalıydı. (253) Ama, bunu yapmadı. (253) Aradığı mutluluğu bulamayınca ve ondan büsbütün uzaklaştığını görünce de daha fazla mutsuzluğa düştü. (253)

Özetle, dünya maddesinin son imkânlarını da kullanarak devrelerini bitirmiş bu insanların, daha ileri hamlelerine imkân veremeyecek hale gelmiş dünya maddelerinden hâlâ üstün sonuçlar beklemeleri, adeta “mermerden yağ çıkarmaya çalışmak” gibi bir şeydi. Ama bunu bir türlü düşünmek istemediler ve tüm çabalamalarına rağmen aradıkları mutluluğu maddelerde bulamadılar; ileri hamle ihtiyaçlarını tatmin edici, kendilerini ferahlatıcı hiçbir sonuca ulaşamadılar. (253-254) Bu hâl onları büsbütün şaşırttı, çözülmez teşevvüşlere düşürdü, huysuzlaştırdı ve madde içindeki durumlarını soysuzlaştırdı. (254) Öz varlıklarının, mahiyetini bilmedikleri, bulamadıkları öz ihtiyaçlarını tatmin etmek gayreti ve isteğiyle insanlar, yanlış bir yola saptılar, dünya maddeleri içine saplandılar. (254) Bu hâlin sonucu olarak, mânâsız bir gururun oluşmasının yanı sıra; sonuçsuz iddiakârlıklar, her girişimin sonuçsuz kalması gibi başarısızlıklar, kendilerinde şaşkınlık ve hayal kırıklıkları yarattı ve kendilerini bizzat kendileri için dahi anlaşılmaz bir muamma hâline getirdi. (254) O zaman da, ne yapacaklarını idrak etmeksizin boş yere oraya buraya saldıran, huzursuz varlıklar hâline geldiler. (254)

İnsanların böyle durumlarda içine düştüğü bu tür ‘teşevvüş’ hâllerinin küçük bir örneğini gösteren şu küçük gözlem, bu hususta, basit de olsa, bir fikir verebilir: (254) Birkaç gün önce sapanı ile kuş avlamaktan zevk duyan bir çocuk, yolda giderken rastladığı, kendi kendine ölmüş bir kuş cesedi karşısında ıstırap duyar ve onu uzun uzadıya çaba sarfederek gömmeye kalkışır. (254) Fakat bu ıstırabı, aradan iki gün geçtikten sonra, elindeki sapanıyla diğer kuşları öldürmesine de engel olamaz. (254) Bu küçük örnek daha kapsamlı bir şekilde insanlara uygulanabildiği takdirde, insanlığın içinde bulunduğu şaşkınlık hâlleri hakkında pek geniş gözlem imkânları elde etmek mümkündür. (254)

İki farklı grubun oluşması, 80-100 yıl süren son devir boyunca alametler

Bütün bu hâller aslında bir inkılâbın eşiğinde olmanın ifadesiydi. (254) Artık yüksek ihtiyaçlarını duymuş, o ihtiyaçlar içinde çırpınmaya başlamış varlıkların, kuşkusuz kader mekanizmasında ölçülüp biçilmiş ve takdir edilmiş liyakatlerinin bir karşılığı olacaktı ki, bu da onların lâyık oldukları daha yüksek mekânlara ulaşabilmelerini sağlayacak büyük bir dünya inkılabı idi. (254) Bu yüzden dünya, büyük bir inkılâbın eşiğine gelmiş bulunuyordu. (254)

Üstte belirtilen kanser hücresi varlığının çırpınışları gibi, insanların bu çırpınışları da mânâsız değildi. (254) Buradaki mânâ, öz varlığın (Öz varlık) artık kabına sığmadığını ve daha yüksek ‘inkişaf’lara, hamlelere, sonuçlara ve kazançlara ulaşmak ihtiyacını duymaya başladığını ifade etmekteydi. (254-255)

Kader mekanizması’ karşısında hiçbir ‘liyakat’ gözden kaçmaz, ileri hamlelere yönelik ve ‘aslî icap’lara uygun hiçbir isteyiş geri döndürülmez, hiçbir çırpınış ve hiçbir ‘cehit’ boşa gitmez, özellikle öz varlığın (Öz varlık) hiçbir ihtiyacı tatmin edilmeden bırakılmaz. (255) Bütün bunlar, kader mekanizmasında kılı kılına ölçülür, biçilir, hesaplanır ve bu ihtiyaçlara en uygun gelen yeni imkân sahalarından, yani inkişaf ortamlarından ‘aslî zaman’ ölçüleriyle ‘mekân’laştırılmış tezahürler meydana gelir, yani mukadderat tecelli eder. (255)

İşte geçmiş dünya devresinin artık olgunlaşmış ve dünya maddelerinden istifade edemez duruma gelmiş insanları da böyle, yüksek kaderlerini, ileri ihtiyaçlarını karşılayacak yüksek mekânları, yüksek âlemleri beklemekteydiler. (255) Henüz bu dereceye gelmemiş olanlar (Dünya Okulu’ndan mezun olamayacak ikinci grup) ise kendi basit durumlarına ve ihtiyaçlarına yetecek ortamlar arıyorlardı. (255) Dolayısıyla bütün bu ihtiyaçların (her iki grubun ihtiyaçlarının) gerçekleşmesi için dünyanın değişmesi ve bunun sonucunda da yeni ihtiyaçları karşılayacak yeni ‘mekân’ların, yani yeni kaderlerin (Kader mekanizması) tezahür etmesi icap ediyordu. (255) Esasen birbirinden büyük farklarla ayrılmış bu iki gruptaki ihtiyaç sahibi insanların aynı ortamda bulunması da caiz (uygun, yerinde, doğru, yakışık, mümkün) olmazdı. (255) İşte bu yüksek inkişaf icaplarının sonucu olarak dünya, bir inkılâbın, bir intikal gününün gerçekleşmesine hazırlanıyordu. (255)

Dünyanın bu inkılâbı her devrede olduğu gibi, dengesinin önce bozulması, sonra yeniden kurulması şeklinde olacaktı. (255) Bu denge bozuluşunun ilk alâmetlerinden olarak, Mu kıtasının orasında burasında insan gücünün önleyemeyeceği yer yer sarsıntılar, yer yarılmaları, volkanik püskürmeler görülmeye başlandı. (255) Bu hâller gittikçe artarak, şiddetlenerek ve sıklaşarak 80-100 yıl kadar sürdü. (255)

Artık mukadder olan intikal günü yaklaşıyor, insanlar lâyık oldukları kaderlerine koşuyordu. (255) İnsanların büyük bir kısmı, liyakatlerini yüksek mekânlarda hazırlamışlardı ve oraya gideceklerdi. (255-256) Artık ihtiyaçları bakımından bir arada yaşaması mümkün olmayan bu iki sınıf insan kitlesi, inkişaflarına birbirinden ayrı yollarda ve mekânlarda devam etmek üzere bir çatal ağzına yaklaşıyordu. (256) Gelmesi zorunlu ve mukadder olan intikal günü gelip çattıktan sonra, artık onu hiçbir güç durduramayacaktı. (256) O zaman her şey bir emrivâki olacak, liyakatlerin ölçüsü meydana çıkacak, varlıkların kader mekanizması ve aslî zaman muvacehesindeki (karşısındaki, önündeki) kazanımlarının sonuçları gerçekleşecekti. (256)

İntikal günü ya da intikalin üç günü

Nihayet intikal günü geldi çattı: (256) Herkes işinde gücünde çalışırken bir gün bütün kıtalarda birden, yani dünyanın her tarafında yerler oynamaya başladı. (256) Bu sallanışların daha başlangıcında muazzam binaların, muhteşem mâbetlerin, süslü sarayların çoğu yıkıldı ve büyük şehirlerin çoğu harap oldu. (256) Pek çok insan yıkılan binaları n altında kaldı ve öldü. (256)

Kıtalar allak bullak oldu. (256) Denizler karalara hücum etti. (256) Yerler çatladı. (256) Korku ve dehşet içinde kaçışan insanlar kitleler hâlinde öldüler. (256) Bu hengâme üç gün devam etti ve üçüncü gün dünyanın iki muazzam kıtası birden yerin dibine gömüldü; biri Pasifik Okyanusu’nun, diğeri Atlantik Okyanusu’nun dibinde kaybolup gitti. (256) Dünyanın çehresi tamamı ile değişerek bugünkü coğrafî durumunu aldı. (256) Nuh Tufanı Dünya Okulu’nun bu inkişaf devresinin kapanıp, yeni bir devresinin açılmış olduğunu, yani geçmiş devrenin 70 bin yıl önceki kapanışında meydana gelen, bu iki kıtanın batı şını ifade eder. (258, 257, 249)

Sağ kalanların ilkel insanlara dönüşmesi ve devremizin ilk devri olan “kabalaşma devri”

Mu devresi kapandıktan sonra dünya ilkelleşti ve vahşileşti. (256, 291) Dünyada kalan insanlar iki etki altında basitleştiler: (256)

Bunlardan biri, büyük katastrof esnası nda meydana gelen, –kendileri için– çok korkunç olaylardı ki, bunlar, o sağ kalan insanların sinir sistemleri üzerinde şok etkisi yaparak onları delirtmişti. (256-257) Yeni Dünya devresi

Daha önemli olan ikincisi ise, bu işteki büyük vazifelilerin yüksek icaplara göre hazırladığı bir inkişaf plânının zaruretiydi:

Yeryüzünün en ilkel, amorfa en yakın (yani insan elinden çıkma yapay oluşumların bulunmadığı, bâkir) ve en basit bir halde olacağı yeni bir devrenin başlaması gerekiyordu. (257) Çünkü insan-altı beden inkişaflarını tamamlayıp “ilk insanlık” inkişaf kademelerine başlamak üzere bekleşen sayısız varlık mevcuttu. (257) İnsan-altı kademeleri. Onlar ‘insanlık safhası’ndaki inkişaflarına dünyaya en ilkel insan hâlinde inerek başlayacaklardı. (257) Oysa dünya, böyle bir inkılap geçirmeden ve yeni geleceklerin ihtiyaçlarına uygun olabilecek basit hâllere dönüşmeden bu ilkel varlıklara bir melce (iltica edilecek yer, barınak), bir tekâmül zemini olamazdı. (257) Mesela onlar bugünkü gibi ileri bir dünyaya gelselerdi, burada tekâmül etmek şöyle dursun, yaşayamazlardı bile. (257) Dolayısıyla onların muhtaç oldukları inkişafları yapabilmeleri için, en basit maddelere ve bu arada en ilkel anne ve babalara lüzum vardı. (257) Aklı başında, az çok şuurlu, idrakli insanlardan böyle bir sürü vahşi ve yamyam çocuklar doğamazdı ve onlar bu insanlar arasında yaşayıp tekâmül edemezlerdi. (257) Bu, hem çocuklar için mümkün değildi, hem de anne ve babalar için. (257) Bu çocuklar, basitlikleri, ilkellikleri, görgüsüzlük ve tecrübesizlikleriyle dünya hayatının insanlık safhasına ilk adımlarını atacak varlıklardan oluşacaktı. (257) Dolayısıyla onlar dünyaya ilk insanlık karakteri olan “vahşet devrinin özellikleri”nde yaşamak, o devrin imkânlarının sunabileceği deneyimleri geçirmek ihtiyacı içerisindeydiler. (257) Şu hâlde onlara vahşi maddeler, vahşi çevreler, vahşi bitkiler, vahşi hayvanlar, vahşi anne ve babalar lazımdı. (257) İşte kâinattaki genel tekâmül ve inkişaf mekanizmasının mâşerî icaplarına göre, katastrofta sağ kalanların, üzerlerine otomatikman yüklenecek bu analık-babalık vazifelerini hakkıyla yapabilmeleri için de, insanlık safhasının ilk kademelerinin insanları hâline inmeleri, basitleşmeleri icap etmekteydi. (257, 291) Yeni Dünya devresi

Yeni Dünya devresi

İnkılap ve intikal devri

Son Dünya devresi

Dünya devresi

Dünya Okulu

İnsan-altı kademeleri