Cehit

Cehit; insanın kendisine tanınmış özgürlükler sayesinde, ‘nefsaniyet’i yenme ve üst unsurlara (vazife unsuruna) yönelme yolunda gösterdiği mücadeleler sırasında bulunduğu; ‘liyakat’ derecesinin takdir ve tespit edilmesini sağlayan tüm çaba, emek ve çalışmalarıdır. (315-316, 306, 252, 232, 233 115, 126, 185) Cehit bir ‘öncü tesir’dir. (81)

Ruhlar, varlığın (Varlık) meydana gelmesinden itibaren, artık pasif olarak –mekanik yürüyüşlerle– değil, otomatik veya yarı idrakli hâllerde gösterecekleri cehit ve gayretlerine göre ‘tekâmül’ ederler. (58, 55)

Cehit ve nefsaniyet ilişkisi

Mukadderat plânının (Ferdî plân) tatbikatında cehit ve gayret mekanizmasının önemli bir rolü vardır. (184) Nefsaniyet cüzleri ve vazife hazırlığı mücadelesi içinde çırpınan, çabalayan insanın ‘vicdan’ düalitesindeki her nefsaniyet realitesi (alt realite), bir üst ‘realite’nin karşısına dikilmek suretiyle, o üst realitenin kazanılması için cehit gösterilmesini gerektirir. (110, 185)

Tekâmül mekanizması, hayatlar boyunca artan hızını, nefsaniyet unsurlarının, görünüş itibariyle menfî görünen kudretlerinden alır. (185) Nefsaniyet, bütünüyle ve cüzleriyle, cehit ve gayretleri kamçılamak ve insanı ‘kıyas bilgisi’ne sürüklemek için konulmuş mükemmel ve esaslı bir vasıtadır. (185) Kırılacak odunun mukavemeti olmazsa balta kullanmaya lüzum kalmaz: (185) Nefsaniyet de, işte bu odunun mukavemeti gibidir. (185) Burada, balta nefsaniyeti yenmek için yapılacak mücadelelere ilişkin cehit ve gayretleri temsil eder. (185) Şu hâlde, nefsaniyet olmazsa mücadelelere, cehit ve gayretlere de lüzum kalmaz. (185) Cehit ve gayretler olmayınca da liyakatsiz, kendi kendine gelecek tekâmüller beklenir ki, böyle bir şey mümkün değildir. (185) Dolayısıyla nefsaniyet olmalı ki, üst unsurlara geçebilmenin cehit ve gayretleri gerçekleşme sahası bulabilsin. (185) Bu cehit ve gayretler, gelecek merhalelerin bilgilerini ve onların öz varlığa maledilmelerini sağlayan temelli süreçlerdir. (185) Ruhun tekâmülüne yarayacak olan bilgilerin öz bilgi (Öz bilgiler) hâline geçmesi, varlığın ancak olaylar içinde yoğrulması ve bir sürü cehit ve gayret sarf edilmesiyle sağlanabilir. (183) Olayların içinde yoğrulma ve onlarla boğuşma imkân ve fırsatlarını hedef tutan etkenler olmasaydı, zahmet verici, cehit ve gayretleri harekete geçirici olayların ortaya çıkmalarına da lüzum kalmazdı. (183)

İnsan, ‘vazife’ bilgisi sezgisine ulaşmak, yani ilâhî icaba idrakini intibak ettirebilecek, ahenge girebilecek durumlara gelebilmek üzere ne kadar cehit ve gayret gösterir ve başarılı olursa, ‘vazife plânı’na da o oranda hızlı ve emin olarak yaklaşmış bulunur; böylece dünya hayatının ıstıraplı, ağır kademelerini de o kadar çabuk atlatmış olur. (199) Bir insan, bunu yapmayıp, sürekli olarak nefsaniyetine yenilir, ondan kurtulmak cehdini göstermez, geri hislerle, basit düşüncelerle bağdaşıp kalırsa ve dünyayı, mukadderat plânının tatbikatına bir vasıta değil de, nefsaniyetlerinin tatminine bir vasıta sayarak plânının icaplarını çiğner geçerse, o zaman, onun esasen otomatik yürüyen mâşerî plânları, hazırlıkları ve hayat şartları; vazifeli yardımcılarca bu hareketlerinin ıslah edilmesi yoluna yöneltilir. (199, 200)

Şu hâlde, inkişaf yolunu kısaltmak ve vicdan mekanizmalarının zahmetli müdahale gereklerini mümkün mertebe azaltmak için öncelikle bu mekanizmanın üst ve alt unsurlarını birbirinden ayırt edebilecek idrak seviyesine bir an önce ulaşmak lazımdır, tâ ki üstlere yönelmenin idraki ve cehdi mümkün olabilsin. (115)

O hâlde insanların ıstıraplı ve çetin olan dünyadan bir an önce başarıyla ayrılabilmeleri için yapacakları şey, vicdan mekanizmalarının diğerkâmlığa (Diğerkâmlık), vazife sevgisine bağlı olan realitelerini hazmetmeye ve nefsaniyetleri zoruyla bırakmak istemedikleri ‘bencillik’ arzu ve iştahlarının güçlü bağlarından kendilerini, idrakleriyle kurtarmaya çalışmalarıdır. (200) Bunun başarılması da ancak feragat, fedakârlık ve vazife sevgisiyle gösterilecek cehit ve gayretlere bağlıdır. (200)

Cehit ve liyakat ilişkisi

Nasıl bir okulda öğrencilerin yetkilendirilmiş memurlar vasıtasıyla yoklanması, denenmesi, sınav denilen gayet sıkı ve itinalı (özenli) kontrollerden geçmesi, yani öğrencilere okuldan o döneme ilişkin olarak verilmesi icap edenlerin ve bu verilmesi icap edenlere öğrencilerin liyakat kazanmış olup olmadı klarının incelenmesi sözkonusu ise, ‘Dünya Okulu’nda da sözkonusudur ve nasıl bir okulda öğrencilerin bulunacakları sınıflara ve derecelere hak kazanmaları ve bunu ispat etmeleri gerekiyorsa, Dünya Okulu’nda da gerekir: Eğer bir öğrenci, yani insan, ‘sınavlar’ı sonucunda, bulunduğu sınıfın hakkı olan dersleri öğrenmiş olduğunu ispatlarsa, sınavlarını başarmış ve kazandığı hak edişle bir üst sınıfa geçme liyakatini veya son sınıftaysa, okulu bitirme liyakatini kazanmış olur. (232) Aksi hâlde kendi liyakati ve bilgi derecesine en uygun olan sınıfta bırakılır ve ona göre eğitim ve öğretimlere tâbi tutulur. (232)

İnsanların Dünya Okulu’nda kendilerine tahsis edilmesi icap eden sınıflara ve derecelere hak kazanmaları ve bunu da ispat etmeleri gerekir. (232) İnsanlar bunu yaptıkça lâyık oldukları sınıflara terfi ederler (yükseltilirler); aksine tembellik ve beceriksizlik sonucunda bulundukları durumun liyakatlerini gösteremeyenler de ona göre, yani liyakat derecelerine göre muamelelere tâbi tutulurlar. (232) Bunun için de iki şart lazımdır: (232) Bunlardan biri, insanın liyakatini ispat edebilmesi için lüzumlu olan cehit ve gayret özgürlüğüdür; diğeri ise, bu liyakati takdir eden, onun aslî icaplara uygunluk derecesini ölçüp biçecek ve buna göre o insana o icaplar karşı-sında en lâyık ve en uygun olan madde hâl ve durumlarını hazırlayarak tertipleyecek bir etkenin mevcudiyetidir ki, işte bu etken, ‘kader mekanizması’dır. (232, 255, 306)

Kader mekanizması, insanların liyakat derecelerini, tekâmülde esas tutulan özgürlükleriyle tercih ettikleri, istedikleri ve ihtiyaç duydukları mekânlara kavuşmaları yolundaki cehit ve gayretlerine göre takdir eder ve ona göre de icaplarını yerine getirir. (306) Zaman ve mekânla kaim (varlık gösteren) bütün realiteler; insanların özgürlük esasına dayanan cehit ve gayretleriyle lâyık olacakları veya kazanabilecekleri derecelerin, zaman ve mekân kadrolarında vazifeli varlıklar tarafından takdir edilmiş birtakım icap zaruretleridir. (234)

Yüksek kâinat mekanizmasına bağlı vazifeliler, varlıkların, beden hayatlarındaki vazifelerinde başarı kazanmalarını sağlayacak cehit ve gayretleri göstermelerine zemin hazırlamak için, önlerine –tekâmül malzemeleri olarak– gerektiğinde şartlarını ağırlaştırıcı, güçleştirici ve bazen de imkânsızlaştırıcı bir sürü olay sürerler. (78) Bu tekâmül malzemeleri varlıkların gittikçe liyakatlerini arttırmaları, güçlenmeleri ve daha üst durumlara kayarak yükselebilmeleri için ‘İlâhî Nizam’ın Yasaları’na göre tertip ve tanzim edilirler. (78) Fakat insanlar, bilgisizlikleri yüzünden bunları daima başlarına gelmiş birer felaket olarak sayarlar. (78) Oysa hiçbir varlık için gadir, ceza, ödül, zulüm, felaket diye bir şey mevcut değildir; her şey kader mekanizmasının ölçüsüyle kazanılmış liyakatlerin ve bu yolda gösterilmiş cehitlerin sonucudur. (252) Kader mekanizması karşısında hiçbir liyakat gözden kaçmaz, ileri hamlelere yönelik ve aslî icaplara uygun hiçbir isteyiş geri döndürülmez, hiçbir çırpınış ve hiçbir cehit boşa gitmez, özellikle öz varlığın (Öz varlık) hiçbir ihtiyacı tatmin edilmeden bırakılmaz. (255)

Sevgi plânındaki cehitler

Sevgi plânı’ndaki başarının da bir hayli cehit ve gayret gösterilmesini icap ettiren teknik hususları vardır. (309) Fakat sevgi plânındaki cehit ve gayretler, dünyadaki kaba işlerde gösterilen cehit ve gayretlerden bambaşkadır: Dünyadaki cehit ve gayretler esnasında insanların karşılarına daima dikilmekte olan zahmet, sıkıntı, ‘ıstırap’, azap, işkence, hastalık ve ‘ölüm’lerin hiçbiri sevgi plânında yoktur. (309)

Sevgi plânı, sevginin insanlarca meçhul kalmış geniş kapsamı içinde, mutlulukla dolu cehit ve faaliyetleri gerektiren, varlıkları daha yüksek plânlara hazırlayan esîrî bir âlemdir. (318) Buradaki cehit ve gayret, varlıkların idraklerinin artışı oranında (–ki bu da sevgi plânında hızla oluşur–) çok daha zevkli ve mutluluk verici hazlarla doludur. (309) Yarı-süptil maddelerin imkân genişliği sayesinde, bu âlemdeki varlıklar, sarf edecekleri asgarî bir cehitle, dünyada pek çok güçlük, zahmet ve yorgunluk çekilerek yıllarca süren çalışmalar sonunda ancak elde edilebilen sonuçları, misliyle bir anda alabilirler. (315-316)

Liyakat

Sınav

Kader mekanizması

Vicdan

Nefsaniyet

Öncü tesir