Liyakat

Liyakat; insanın kendisine tanınan özgürlükler sayesinde bulunmuş olduğu ‘cehit’ ve gayretlerine göre, ‘kader mekanizması’ tarafından, yani zaman ve mekân kadrolarında vazifeli varlıklar tarafından, ‘aslî icap’lar karşısında takdir ve tespit edilen “lâyık olma” ve “hak etme” ölçüsüdür. (234, 233, 252, 254, 306)

Liyakat, cehit ve kader mekanizması ilişkileri

Nasıl bir okulda öğrencilerin yetkilendirilmiş memurlar vasıtasıyla yoklanması, denenmesi, sınav denilen gayet sıkı ve itinalı (özenli) kontrollerden geçmesi, yani öğrencilere okuldan o döneme ilişkin olarak verilmesi icap edenlerin ve bu verilmesi icap edenlere öğrencilerin liyakat kazanmış olup olmadıklarının incelenmesi sözkonusu ise, ‘Dünya Okulu’nda da sözkonusudur ve nasıl bir okulda öğrencilerin bulunacakları sınıflara ve derecelere hak kazanmaları ve bunu ispat etmeleri gerekiyorsa, Dünya Okulu’nda da gerekir: Eğer bir öğrenci, yani insan, ‘sınavlar’ı sonucunda, bulunduğu sınıfın hakkı olan dersleri öğrenmiş olduğunu ispatlarsa, sınavlarını başarmış ve kazandığı hak edişle, bir üst sınıfa geçme liyakatini veya son sınıftaysa, okulu bitirme liyakatini kazanmış olur. (232) Aksi hâlde kendi liyakati ve bilgi derecesine en uygun olan sınıfta bırakılır ve ona göre eğitim ve öğretimlere tâbi tutulur. (232)

İnsanların Dünya Okulu’nda kendilerine tahsis edilmesi icap eden sınıflara ve derecelere hak kazanmaları ve bunu da ispat etmeleri gerekir. (232) İnsanlar bunu yaptıkça lâyık oldukları sınıflara terfi ederler (yükseltilirler); aksine tembellik ve beceriksizlik sonucunda bulundukları durumun liyakatlerini gösteremeyenler de ona göre, yani liyakat derecelerine göre muamelelere tâbi tutulurlar. (232) Bunun için de iki şart lazımdır: (232) Bunlardan biri, insanın liyakatini ispat edebilmesi için lüzumlu olan ‘cehit’ ve gayret özgürlüğüdür; diğeri ise, bu liyakati takdir eden, onun aslî icaplara uygunluk derecesini ölçüp biçecek ve buna göre o insana o icaplar karşısında en lâyık ve en uygun olan madde hâl ve durumlarını hazırlayarak tertipleyecek bir etkenin mevcudiyetidir. (232)

İşte ‘aslî icap’ların yerli yerinde tatbik edilmesini sağlayan, ‘varlık’larla aslî icaplar arasındaki intibakın derece ve ölçülerini takdir ve tespit (saptama, belirleme) ederek kıymetlendiren bu teknik etken, kâinatımızdaki kader mekanizmasıdır. (232) Diğer deyişle, Aslî Prensibin (Aslî Prensip) ruhların tekâmüllerine ilişkin olarak tayin etmiş olduğu icaplarla, varlıkların aslî icaplar karşısındaki liyakat derece ve ölçülerini takdir ve tespit (saptama, belirleme) eden ve varlıkların kâinat akışındaki maddi imkânlarını bu liyakat derece ve ölçülerine göre ayarlayan etken, kaderdir, yani yüksek ‘kader prensibi’nin madde kâinatındaki tezahürü olan kader mekanizmasıdır. (231, 233)

Zaman ve mekânla kaim (varlık gösteren) bütün realiteler, insanların özgürlük esasına dayanan cehit ve gayretleriyle, lâyık olacakları veya kazanabilecekleri derecelerin, zaman ve mekân kadrolarında vazifeli varlıklar tarafından takdir edilmiş birtakım icap zaruretleridir. (234) Tüm liyakatler kader mekanizmasında ölçülüp biçilir ve takdir edilir; kader mekanizması karşısında hiçbir liyakat gözden kaçmaz, ileri hamlelere yönelik ve aslî icaplara uygun hiçbir isteyiş geri döndürülmez, hiçbir çırpınış ve hiçbir cehit boşa gitmez, özellikle öz varlığın (Öz varlık) hiçbir ihtiyacı tatmin edilmeden bırakılmaz. (254, 255) Her şey, varlıkların bizzat çalışarak kazanmış oldukları liyakat derecelerine göre, aslî icapların direktifi altında kader mekanizmasının ölçüp, takdir ederek hükümlendirdiği tarz ve şekillerde, vazife plânının ilgili vazifelileri tarafından yapılmaktadır. (294) Dolayısıyla vuku bulacak (olacak) her şey büyük hesaplara, çok ince ve kapsamlı teknik esaslara dayanmaktadır. (294) İnsanların tekâmülde esas tutulan özgürlükleriyle tercih ettikleri, istedikleri ve ihtiyaç duydukları mekânlara kavuşmaları yolundaki cehit ve gayretlerine göre liyakat dereceleri kader mekanizmasınca takdir edilir ve ona göre icapları yerine getirilir. (306)

Haksızlığın olmaması

Varlıkların, beden hayatlarındaki vazifelerinde başarı kazanmalarını sağlayacak cehit ve gayretleri göstermelerine zemin hazırlamak için bazen önlerine –tekâmül malzemeleri olarak–gerektiğinde şartlarını ağırlaştırıcı, güçleştirici ve bazen de imkânsızlaştırıcı bir sürü olay (Olaylar) sürülür. (78) Bu tekâmül malzemeleri varlıkların gittikçe liyakatlerini arttırmaları, güçlenmeleri ve daha üst durumlara kayarak yükselebilmeleri için ‘İlâhî nizam’ın yasalarına göre tertip ve tanzim edilirler. (78) Fakat insanlar, bilgisizlikleri yüzünden bunları daima başlarına gelmiş birer felaket olarak sayarlar. (78) Oysa hiçbir varlık için gadir, ceza, ödül, zulüm, felaket diye bir şey mevcut değildir. (252) Her şey kader mekanizmasının ölçüsüyle kazanılmış liyakatlerin ve bu yolda gösterilmiş cehitlerin sonucudur. (252)

Hiçbir insanın önüne hak etmediği bir olayın sürülmemesinin nedeni

İnsan varlıkları hak etmedikleri ‘olaylar’a sokuldukları takdirde, neden ve sonuçlarını tayin ve takdir edemeyecekleri bu olaylar karşısında onların, ‘kıyas bilgisi’ne girebilmeleri mümkün olmaz; kıyas bilgisi mevcut olmayınca da ‘öz bilgiler’ oluşamaz ve ‘insanlık safhası’na lâyık faydaları sağlayamazlar. (184) Ne olursa olsun, neden ve sonuçları bilinmeyen olaylar, insanlar için boş ve gayesiz kalır. (184) İnsanlar, tekâmül unsuru olan öz bilgileri ancak, hak edilmiş acı veya tatlı olaylar arasında yoğrularak; onların içinden “başarıyla ya da başarısızlıkla çıkmış olmanın” –nedensellik prensibi muvacehesinde (karşısında) geçirilecek– kıyas bilgisi yardımıyla idrâkine varılmış “sonuçları” sayesinde edinebilirler. (184)

Şu halde insanlar ancak hak kazandıkları olaylara sokulurlar ve onlar da tekâmül ihtiyaçlarına ayarlanmış o olaylara hak kazanmış olmalılar ki, o olayları n içinde yoğrulurken, kendilerini sonuca ulaştıracak kıyas bilgilerini bulabilsinler ve bunların muhasebelerini (İlk kıyasî muhasebe, Büyük kıyasî muhasebe) yapabilsinler. (184)

Cehit

Kader mekanizması

Olaylar