Ahenkten olmak

Ahenkten olmak; bir tahakkuk (“hakikat”leşme), bir gerçekleşme plânı olan ‘vazife plânı'nda idrakin ‘aslî icap’larla intibak, yani vahdet hâline geçerek (icaplarla birleşerek) hakikatleşmesiyle, varlığın (Varlık) oradaki ahengin bir cüzünü oluşturmasıdır, yani ahenge (Aslî Kudret ışığı ahengine, aslî icapların ahengine, hakikatlerin ahengine) katılmaktır ki, bu, tamlığına ya da bütünlüğüne ‘Ünite’de ulaşır. (237, 239-240, 244, 310, 268)

Ahenkten olunmaya ancak vazife plânında başlanması ve ahenkten olmanın dereceleri

İnsanlık safhası’nda idrakler henüz ‘vazife’ bilgisiyle aydınlanmış bulunmadığından vazife plânına ait ‘aktif intibaklar’ insan hayatında başlamaz. (196) Çünkü insanlık safhasında ruhların hiçbir davranışı henüz hiçbir icapla tam bir vahdet oluşturabilecek kudrete ermiş değildir. (196) Vazife plânı bambaşka, yüksek bir plândır: Vazife plânı, baştanbaşa bir ahenk, bir nizam, bir beraberlik, tam ve karşılıksız bir koordinasyon ve kooperasyon (işbirliği, ortaklaşa çalışma) plânıdır. (310) Orada en küçük bir ahenksizlik, en küçük bir aykırılık veya terslik yoktur. ( 310) Oraya girecek ‘varlık’ların muhakkak ve kesin olarak bu ahenge uymuş durumda bulunmaları, hatta bu ahenkten olmaları şarttır ki, bu da bu yolda geçirilecek birçok hazırlık safhasıyla mümkün olabilir. (310)

Bir varlığın ‘kâinat ahengi’nin nizam (ilâhi nizam) ve tertiplerine tam bir mutabakat hâlinde (nizam ve tertipler ile tam bir intibak hâlinde), Ünite’ye doğru ilerlemesi, ancak vazife plânında başlar. (268) Fakat vazife plânının ilk kademelerindeki varlıkların idrakleri de, Aslî Prensibin sonsuz icaplarına henüz pek küçük çapta intibak edebilmiş durumdadır. (237) Bu kademelerden itibaren gayeye ulaşmak, yani “aslî icapların bütünü”ne uyabilmek ve “ahenge bütünüyle karışabilmek” için vahdet yolu boyunca geçilecek daha sonsuz merhale vardır. (244)

İdrakin hakikatleşmesi ve kâinat hakikatlerinin ahengi

İdrak, hangi icaplarla intibak, yani vahdet hâline geçmiş olursa orada “hakikat”leşir ve o varlık oradaki ahengin bir cüzünü oluşturur. (237) işte bu, “ahenge katılmak, ahenkten olmak” demektir. (237) Bu bilgi, vazife plânının bir “tahakkuk (‘hakikat’leşme) plânı”, bir “gerçekleşme plânı” olduğu deyiminin de mânâsını izah eder. (237) İşte bu ‘plân’dan itibaren idrakler, kâinat ‘hakikatler’ine gittikçe daha büyük bir kudretle nüfuz etmenin yolunu tutarlar; yani o “hakikatlerin ahengi” içinde gittikçe kapsam kazanırlar. (237)

Işığın ahengine tamamen katılma ya da ahenkten olmanın, bütünlüğüne kavuşması veya nihayeti: Ünite

Varlıkların, ‘Aslî Kudret ışığı konisi’ sembolik tasvirinde belirtilen, kâinata inen “ışık huzmesine tırmanarak yukarılara çıkması” demek, o ışık huzmelerinin kapsamında mevcut olan bütün icaplara idraklerinin tedricen intibak etmeleri, girdikleri ahengine (ışığın ahengine) gittikçe daha geniş çapta karışmaları demektir. (239) Bu tırmanış, Ünite denilen, kâinatın son imkân sınırları na geldiği zaman, o varlığın idraki bu ışık huzmesinin içerdiği bütün icaplara intibak etmiş, tam o ahenkten olmuş ve dolayısıyla kâinat cüzlerine ve bütününe hâkim bir durum almıştır. (239-240) Bu yürüyüş böylece gelişerek nizam, tertip ve ahenk içinde kâinatımızdaki sezilebilen ifadesiyle “tekâmül” ün gerçekleştiği (tekamülün kâinatımızda tümüyle gerçekleştiği) Üniteye doğru akıp gider. (241-242) Tekâmül

Kâinat ahengi

İlâhi nizam

Aktif intibaklar

Asli Kudret ışığı konisi

Hakikatler

Vazife plânı

İntibak sahası

Aslî zaman üzerinde yürüyüş

Ünite