Hidrojen-altı safhası

Hidrojen-altı safhası; “ilk safha”, “amorf ortam safhası”, “amorf ilk madde safhası”, “ilk kâinat maddesinin inkişaf safhası”, “ilk basit madde safhası”, “hidrojen atomu-altı safhası” gibi diğer çeşitli adlarla da belirtilmiş olan; ‘ruh’un ‘madde kâinatı’yla ilk iştirakinden (ruhun madde ile endirekt ilişkisinin başlamasından), maddenin ‘ilk hidrojen atomu’nun oluşmasına kadar süren; ruhların madde hareketlerine müdahale etmeksizin, pasif ve mekanik bir tekâmül prensibine tâbi oldukları ve amorf ilk basit madde halleri arasında, bir tek maddeye bağlanamayıp her an ortam değiştirdikleri, kâinatın ilk ve en kaba safhasıdır. (44, 40, 59, 39, 42, 41)

Kâinatın ilk madde hâlinden astronomik âlemimize doğru yürünen madde inkişafı yolunda, insanlar için anlaşılması mümkün olmayan karanlık bir saha vardır. (10) Bu saha kaba, dağınık, amorf bir madde bütününden ibarettir. (10) Bu kaba ortamda, teşekkül etmiş (şekillenmiş, oluşmuş) madde formasyonları yoktur. (10)

Aslî tesirin amorf maddeye inişi ve bir ruhun madde kâinatıyla endirekt ilişkisinin başlaması

Kâinatta tekâmül tatbikatına ilk başlayacak bir ruhun bu tatbikata ait ilk durumları kâinatın amorf hâllerine yansıtılır. (38) Bu yansıtılış ‘tesirler’ kanalıyla olur. (38) Tesirler ise hem ruhlar âlemini, hem kâinatları içine alan (şâmil) ve onlara hâkim olan, mahiyetini hiçbir zaman anlayamayacağımız, hatta sezemeyeceğimiz, Aslî Prensibin icap (Aslî icap) denilen kudretinin kâinatımıza ait, ruh-madde durumları üzerindeki ifadesi ve tecellisidir. (38) Ruhların ihtiyaçlarını kâinatlara taşıyan bu tesirler, ‘düalite prensibi’ ve değer farklanması mekanizmasıyla maddede ilk hareketleri meydana getirirler. (38) Kâinattaki ‘hareket’ler, ruhların kıpırdanış ve davranışlarının bu tesirler kanalıyla madde teşekkülleri (şekillenmeleri, oluşumları) hâlinde tecelli eden sembolik birer ifadesidir. (38)

Böylece kâinata ilk giren acemi ruhlara ait tesirler, devamları boyunca eriştikleri sahalardaki ilk maddelerin o anda, o ruhlara birer gözlem sahası olmalarını sağlarlar. (38) Bir ruhtan gelen endirekt tesire karşı maddenin hareketler hâlinde verdiği cevaplar, yine o tesir kanalından dönerek aynı ruha yansırlar. (38) Böylece, Aslî Prensibin icaplarına tâbi olarak ve o kudretlerin yardımıyla ruh ve maddelerin endirekt ilişkisi (Ruh-madde endirekt ilişkisi) kurulmuş olur ve ruh bu suretle maddeden alacağını o an için almış bulunur. (38) Bundan sonra o ruhun yeni ihtiyaçlarına göre ya aynı madde kademesinde veya daha üst bir madde kademesinde bulunan diğer maddelerde aynı tarzda ve aynı yollardan gözlemleri devam eder. (38)

Safhanın mekaniklik ve pasiflik özelliği

Bu safhadaki mekanik inkişaf ve mekanik tekâmül ortamı amorf, dağınık bir bütün oluşturan karanlık bir sahadır. (39, 40) Bu ilk safhada bulunan ruhlar için maddenin inkişaf durumundaki her anına bir ruhun tekâmül ihtiyacı tekabül eder. (38) Diğer deyişle, maddedeki inkişafın her türlü durumu, o anda hizmet ettiği herhangi bir ruh için mekanik bir tatbikat zemini olur. (38) Ruhların buradaki durumu sadece maddedeki hareketlere uymaktır. (38-39) Bu, kâinatın ilk ve en kaba olan safhasıdır ki bizler için karanlık olan bu safha, hidrojen safhasının altında bulunur. (39) Bu safhadaki bütün işler Aslî Prensibin icaplarına göre ancak, kâinatın üst sınırlarındaki ‘Ünite’nin kurduğu kâinatşümûl idare mekanizması dahilinde, bilmediğimiz yollardan yürütülür. (39) Dolayısıyla pek fazla bir şey söylenemeyecek bu safha için söylenebilecek şey ancak, bu safhadaki acemi ruhların tekâmül yürüyüşlerinin mekanik ve pasif bir tekâmül prensibine tâbi oluşudur; yani tekâmül süreçleri pasif ve mekaniktir. (39, 42)

Bu ilk basit madde safhasındaki ruhların tekâmülleri; maddelerin inkişafları kadar kolay ve hızlı olmadığından ruhlar bu safhada, hiçbir zaman bir madde üzerinde uzun uzadıya tutunamaz, bir tek maddeye bağlanıp kalamaz; her an ortam değiştirirler. (39, 42) Zaten onlar orada herhangi bir maddeyi yakalayabilmiş durumda değildirler. (42) Bu ilkel ortamın darmadağınık, şekilsiz maddeleri içinde hiçbir maddeye bağlanmadan –aslî tesirlerin icapları altında– o maddeden o maddeye atlamak suretiyle sürüklenip giderek, sonsuz mekanik ve insanlar için anlaşılması mümkün olmayan ilkel bir tekâmül yolu izlerler. (41, 42-43) Bu suretle, bu safhadaki bir ruh nispeten kendisinden ileri maddeleri (kendisine ileri gelen maddeleri) daha liyakatli ruhlara terk ede ede, bulunduğu alt madde kademelerindeki daha basit maddelerde, daima pasif olarak, yani madde hareketlerine müdahale etmeksizin yürüyüşünü ağır bir şekilde sürdürür. (39)

Bu ilk safha, ruhun kâinatla ilk iştirakinden, maddenin ilk hidrojen atomuna gelmesine kadar ilerler. (39) Bu ruh, kâinatta henüz bir bedene sahip olmuş değildir. (39) Çünkü henüz kâinat maddelerini toplayabilecek kudretlere erişmemiştir. (39, 41) Dolayısıyla o, kâinat karşısındaki ilk ihtiyaçlarını takdir eden yüksek prensiplerin, Ünite’den süzülen icaplarına göre basit madde hâllerinde sadece pasif ve mekanik bir yürüyüşe tâbi tutulmaktadır. (39, 41) Onun bu sıralarda kâinatta ‘idrak’, irade, ‘şuur’ ve özgürlük hâlinde tezahür eden maddi bir kimliği henüz yoktur, idrak ve kudretten yoksundur. (39, 183-184) Böyle bir kimliğin kazanılması ancak, yüksek prensiplerin nizamı gereğince –onun ihtiyacı oranında– amorf maddeler arasında, daima pasif ve mekanik olarak geçireceği ebediyet kadar uzun bir esaret içinde geçen devrelerden sonra tedricen mümkün olacaktır. (39, 183-184)

Bu yüzden ilk madde safhalarındaki ruhların iradeyi, özgürlüğü, idraki gerektirecek hiçbir aktif durumları yoktur. (39) Bunlar kâinatta henüz herhangi bir madde oluşumuna bağlanmış değildir. (39-40) Acemi ruhlar bu safhada iken kâinattaki basit yansımalarının mekanik yollardan geliştirilmesi için, bir madde durumundan diğer bir madde durumuna, oradan da lüzumuna göre başka bir madde durumuna sokula çıkarıla (buradaki sokula çıkarıla sözü sembolik anlamdadır) maddelerin çeşitli durum ve hareketleriyle karşılaştırılırlar. (40)

Bu ilk safhadaki amorf bir ortamı meydana getiren maddelerde, âlemimizde görülen hareket ve şekillerin hiçbiri yoktur; âlemimize nazaran şekilsizdirler ve toplu değil, darmadağınık bir hâldedirler. ( 40, 41) Bu ilk kâinat maddesinin inkişaf safhasının ardından, âlemimizin ilk maddesi olan ve dolayısıyla âlemimizin amorfa en yakın maddesi olan ‘ilk hidrojen atomu’nun oluşmasıyla, birçok kademeyi ya da tâli safhayı (pasif intibaklar safhası, varlık safhası, bitkilik safhası, hayvanlık safhası, insanlık safhası) içeren hidrojen safhası (âlemimizin tâbi bulunduğu safha) başlar ki, bunun ilk tâli safhasına ‘pasif intibaklar safhası’ denir. (192, 43, 41, 40)

Hidrojen-altı safhasının sembolik tasviri

Bu safha ‘Aslî Kudret ışığı konisi’ denilen sembolik tasvirde şöyle gelişir:

Kaynağından çıkan bu ışık bir koni hâlinde, o anda âtıl, amorf ve pasif olarak bekleyen kâinat cevherine, aslî maddeye iner. (191) Işığın tepesi o kudrette, tabanı da aslî maddededir. (191) Bu ışık, içeriğinde hem ruhların ihtiyaçlarını, hem de bu ihtiyaçlar karşısında maddede tecelli edecek olan imkânların hepsini taşır vaziyettedir. (191) Işık konisinin amorf maddeye ilk düştüğü saha derhal aydınlanır. (191) Işık konisinin aslî maddede bulunan tabanındaki bu aydınlık, tatbikata başlayacak ilk ruhların ihtiyaçlarının, o temas sahasındaki madde imkânlarıyla karşılaşmış olduğunu ifade eder. (191-192) Burada taban henüz pek az aydınlık ve tepeden çok uzakta bulunur. (192) İşte bu yüzden bu sahaya “karanlık safha” denir. (192) Bu sahada cereyan eden hâl şudur: (192) Işığın, madde ile temas eden son kısmında, yani koninin tabanında, içermekte olduğu ya da taşımakta olduğu “ruhların ihtiyaçları” karşısında âtıl madde harekete geçmiş ve bu hareketle de ruhların mekanik tekâmül prensibi işlemeye başlamıştır. (192) Bu hâl gerçekleştikten sonra, yani amorf maddede ilk imkânlar tezahür ettikten sonra, projektör ışığının aydınlattığı saha, yani ışık konisinin tabanı daha fazla aydınlanmaya başlar. (192) Maddelerin imkân tezahürleri arttıkça koninin tabanı daha ziyade aydınlanır ve tepeye yaklaşmaya devam eder. (192) Yani maddenin imkânları gittikçe daha çok tezahür etmekte, bu tezahüre neden olan ruhların daha geniş çaptaki ihtiyaçları karşılanmakta, inkişaflar artmakta ve sahalar aydınlanmaktadır. (192) Böylece, kâinattaki tekâmülün ilk mekanik prensibi, yani uzun ve karanlık bir saha olarak ifade edilen hidrojen-altı safhası gelişir. (192) Nihayet ışık konisinin tabanı hidrojen safhasının başlangıç sahasına kadar yükselir. (192)

Aslî madde

Kâinat cevheri

Âlem aslî maddesi

Pasif intibaklar safhası

İlk hidrojen atomu

Kâinatlar

Âlemler

Hareket