Dinî semboller

Dinî semboller; insanlarca idrak edilemeyen ‘hakikatler’in , prensiplerin (Yüksek prensipler), yasaların, ilahî kavramların ve dünya-üstü âlemlere ilişkin bilgilerin derin mânâlarına ait sezgilerin insanlara verilebilmesi için, ‘vazife plânı’ tarafından zaman ve icaplara göre hesaplanıp tertiplenmiş; bu mânâlar hakkında insanların ‘idrak’ düzeylerine göre derece derece sezgiler vermeye yarayan; aralarında söz, ibare ve misaller de bulunan; insanlarca beş duyuyla algılanabilen maddi vasıtalardır. (28, 161, 162, 163, 164, 166)

Her din, zaman ve icaplara göre direktifler, misaller, semboller ve bilgiler içinde verdiği derin sezgilerle insanları cehaletin karanlığından kurtarıp büyük ilâhî yola yöneltmiştir. (160)

Dinlerdeki sembolizmin nedenleri ve sembolizmin seyri

Dünya Okulu’nun içinde bulunduğ umuz devresinin (Son Dünya devresi) “ilk zamanlar”ında (ilk devirlerinde), insanlar, zaman ilerledikçe, özellikle idrakleri genişledikçe, içinde yaşadıkları kaba maddelerin dar fizikokimyasal kuralları dışına taşmaya başlamışlar ve daha kapsamlı geniş idraklere dayanan birtakım yasa ve nizamların mevcut olabileceğine dair, ‘öz bilgiler’inden ‘şuur’larına sızan sezgiler ve ‘içgüdüler’le, varlıklarının (mevcudiyetlerinin) nedenlerini öğrenebilmek ihtiyacı içinde çırpınıp durmuşlardır. (161) Onları ilk meşgul eden mesele, etraflarında görmekte oldukları şeylerin ve bu meyanda kendilerinin kimin tarafından meydana getirilmiş olması ve mukadderlerinin kimler tarafından idare edilmesi meselesiydi. (161) Tanrı kavramı, üst vibrasyonların yardımıyla insanların ‘öz varlık’larından kopup gelmiş bir ihtiyacın, idraklerinde beliren ilk güçlü yansımasıdır. (161)

İdrakleri inkişafa yüz tutmaya başladıkları andan itibaren, insanlar bir tanrı aramaya başlamışlardı. (161) Fakat önceleri onların bu ihtiyaçları, değer bakımından henüz pek zayıf olan idrakleriyle oranlı olarak, basit durumda bulunuyordu. (161) Dolayısıyla o devirlerin insanı, tanrısını, ancak beş duyu organının sınırlı imkânları içinde aramaktan daha ileri bir kudret gösteremiyordu. (161) Onların bu ihtiyaçlarını cevaplandırmaya çalışan yardımcı varlıkların gönderdikleri sezgiler de, o insanların ancak beş duyu organına hitap etmekte olan sembollerle mümkün olabilirdi. (161) İnsanlar bu sembollerin ifade ve işaret ettikleri asıl mânâları anlayabilecek idrak seviyelerine henüz ulaşmış değillerdi. (161) Dolayısıyla ilâhî kavramların sezgileri insanlara ancak onların, etraflarında en kudretli olarak tanıdıkları şeylerle sembolleştirilerek verilmişti. (161)

Mesela “ilk zamanlar”da (ilk devirlerde) güneş sembolü Tanrı’yı temsil ederdi; bir ülkeyi ihya eden büyük bir “nehir”, yine böyle bir semboldü. (161- 162) Bu semboller “ilk zamanlar”ın basit idraklerine bir süre yeterli gelebildi. (162) Fakat idrakler gittikçe değerleniyor, değerleri yüksek, ince madde kombinezonlarıyla (Madde kombinezonu) artan insan idrakleri artık bu sembollerle tatmin edilemez hâle geliyordu. (162) Bütün bu hâllerin sonucunda, vazife plânından, ilâhî bilgileri insanlara sunmak için vazifeli varlıklar dünyaya indiler ve dünyada kitabî dinleri kurdular. (162) Bu dinlerin her biri, insan topluluklarının eksik taraflarını tamamladı. (162) Bu kitaplar sayesinde sembollerin mânâları biraz daha açıklanmış oldu. (162)

İnsanlar dinlerin kurulacağı devirlerde idraken henüz yeterli derecede olmadıklarından, hakikatlerin izinde yürüyen dinler, çeşitli zamanlarda bu hakikatleri insanlara ancak anlayabilecekleri tarzda, çeşitli formlar içinde verebilmişlerdir. (162-163) İşte bu yüzden, peygamberler ve kurtarıcılar, insanlar arasında yayılması gereken ‘hakikatler’i, ancak sembol kullanarak yayabildiler. (163) Dolayısıyla bütün büyük din kitapları, her biri birer hakikatin sezgisini taşıyan ve zamanlarına göre hesaplanarak tertiplenmiş bulunan güçlü sembollerle doludur. (163) Mesela, bunlardan biri ‘kıyamet sembolü’ olup, “Dünya Okulu inkişaf devresi”nin (Dünya devresi) kapanışını, yani kapanış sırasında olacakları ifade eder. (163, 293, 258) Aynen, cennet (Cennet sembolü) ve cehennem kavramları da, mânâları derinlerde olan bazı hakikatlerin –idraklere yetecek kadar sezgilerinin verilebilmesi için– yüksek icaplara göre, vazife plânı tarafından tertiplenerek, dünyaya vazifeliler eliyle sunulmuş birer semboldür. (163)

Dinler vaktiyle, insanlığın inkişafında çok kıymetli bir rol oynamış bu sembollerle (Nuh Tufanı, kıyamet vb. sembollerle) insanların korku duygularından da istifade etmişlerdir; eğer bundan istifade etmemiş olsalar ve hakikatleri insanlar arasında, bugün yapıldığı gibi, ancak “bilgi kadrosu”nu genişletmek maksadıyla (yoluyla) yaymaya kalkışsalardı, insanların daha henüz yeni sezmeye başladıkları ‘vazife’ duygularını bu düzeye getirmiş olmaktan çok uzak kalırlardı. (259-260) Zaten o zamanların insanlarının, hakikatleri aynen anlayabilmeleri de mümkün olamazdı. (260)

Sembolizm devrinin bitip “bilgi, mantık ve idrak devri”nin başlamış olması

Kitabî dinler insanlara gerek ‘sevgi’, şefkat, yardımlaşma, affetme, hoşgörü, feragat, ‘fedakârlık’, iyilik, doğruluk, dürüstlük gibi sayısız faziletleri emretmek yoluyla, gerek hemcinslerine ve hatta hemcinslerinin dışındakilere karşı birtakım yükümlülüklerini yerine getirmelerini emretmek yoluyla ve gerekse ‘bencillik’, kin, haset, düşmanlık, intikam, kötülük, yalancılık, ikiyüzlülük, gasıplık (gasbedicilik), hırsızlık, cânilik gibi sayısız reziletleri menetmek yoluyla, insanları bazen otomatik, bazen de yarı idrakli bir aydınlık içinde, yüksek idrak ‘plân’larına hazırlamışlardır. (163)

Fakat zamanla idraklerin üst plâna doğru inkişafları o kadar arttı ki, insanlarda dinlerin sembollerle vermiş oldukları sezgileri anlamak ve mânâlandırmak ihtiyacı şiddetle belirdi. (163) Bunu da bu dinlerin başarılarından biri olarak saymak gerekir. (163) Bugün artık insanlar bu sembollerin, kendilerinde uyandırmış oldukları yüksek sezgilerin –mümkün olduğunca açık– bilgilerine susamışçasına iştiyak duymaktadırlar. (163) Oysa, bu mânâları din kitaplarının başarıyla yerleştirmiş oldukları güçlü sembollerin içinden ayırıp çıkarabilmede insanların ancak yüzde 2’si veya ancak yüzde 3’ü başarılı olabilir. (163)

Fakat direktiflerini daima ilâhî Plân’dan alan yüksek vazifeliler insanların bu iştiyak ve yüksek ihtiyaçlarını gördüler: (164) İşte, büyük Vazife Plânı’ nın Dünya için vazifeli olan kısmının (Dünya idare Plânı) Dünya’ya bir hediyesi olan ‘İlâhî Nizam ve Kâinat kitabı’; tekâmüllerini ileri bir safhada sürdürmek ihtiyacı içindeki, sembollerin açık bilgilerine susamış insanların şiddetle aradıkları ve bekledikleri bu açık bilgileri içermektedir. (164) Din kitapları tarafından, zamana ve icaplara göre, yüksek ‘hakikatler’in insanlara yetecek kadar sezgileri, güçlü semboller içinde verilmiş olup, “İlâhî Nizam ve Kâinat” kitabında da dünya inkılâbını (inkılap ve intikal devri) sonuçlandıracak olan ve ön sezgileri daha önce verilmiş bulunan hakikatlerin açık bilgileri ve gelecek dünya-üstü âlemlerin de sezgileri yazılmıştır ki, bunlar (bu kitapta yazılanlar) büyük inkılabın eşiğinde bulunan bugünkü dünyanın “son realite”si olacaktır. (164)

Bugün artık “korku ve his devri” değil, “bilgi, mantık ve idrak devri” hâkimdir. (260) Dolayısıyla geçmişte büyük dinlerin, hakikatler karşısında zorunlu olarak kullandıkları semboller, alegorik izah ve ifadeler, bugünkü idrakler karşı sında istenilen sonuçları vermemektedir. (260) Bugün hakikatlerin dünyaya açıkça, olduğu gibi belirtilmesi gerekmektedir. (260) Çünkü insanlar, “yüksek vazife ve ‘organizasyon’ âlemlerine açılan kapılarından bir tanesi” dünyadaki insanlık mertebesi olan hidrojen âleminin artık son kemal noktalarına ulaşmış ve bu muazzam âlemin kapısından dışarı çıkmak üzere, eşiğine adım atmış bulunmaktadırlar. (260, 261) Bu eşik ise ancak ‘idrak’ ve bilgi (Dünya bilgileri) olgunluğuyla aşılabilir. (260) Dolayısıyla artık insanlarca bilinmesi gereken birçok hakikati hiçbir sembole ihtiyaç duymadan açıklamak zarureti doğmuştur ve bunlar “İlâhî Nizam ve Kâinat” kitabında açıklanmıştır. (261, 163, 164, 260)

Dinler

Cennet sembolü

Kıyamet sembolü

Nuh Tufanı sembolü

Cehennem sembolü

Tebliğler

Son Dünya devresi

Hakikatler

İlâhî Nizam ve Kâinat kitabı

Vazife Plânı