Aile; ‘tekâmül’ için zengin malzemeler sunan; insan ‘varlık’larının tatbikatları na güçlü bir zemin oluşturan muntazam bir toplum cüzü olup, insanların vazife plânına hazırlanmasında önemli roller ifa eden ve vahdet kavramına hazırlık yolunun dünyadaki en basit ve otomatik (Otomatizma) egzersizlerine imkân veren, kıymetli ve mükemmel bir vasıtadır. (176, 175, 177, 178, 179)
Toplu yaşamanın gereği ve toplulukların sevk ve idaresi
Dünyadaki toplulukların her biri insan varlıklarının büyük ‘vazife plânı’na hazırlanma zaruretlerinden dolayı ortaya çıkmıştır. (166) Bu hazırlığı bir insanın, bir tek fert olarak, yalnız başına yapması imkânsızdır. (166) ‘İdrak’ istenilen ‘inkişaf’ları tek başına sağlayamaz; yani insanlar bütün dünya hayatı boyunca tek başına yaşayarak asla inkişaf edemezler. (167) Dünyada mevcut olan ırklar, ‘uluslar’, cemaatler, cemiyetler, aileler hep bu zaruret ve ihtiyaçların sonuçlarıdır. (167) Bu kurumlar, insanları dünya-üstü ‘vazife plânı’nın hedeflediği noktalara götürmekte ve büyük bir ahenk içinde aynı elden sevk ve idare edilmektedir. (170) Vazife plânındaki varlıklar, bu işi bütün sorumluluklarını müdrik olarak yürütürler ve ulus veya devlet organizasyonu bünyesinde mevcut diğer, tâli toplulukların, organların, ailelerin, fertlerin de kendi işlerini yerli yerince ve dürüstlükle yapmalarını çeşitli vasıtalarla sağlamaya çalışırlar. (170)
Dünyadaki ulus, devlet, aile gibi bütün toplulukların sevk ve idaresi yukarı lara bağlıdır. (179) Bütün bunların gayesi de “vazife plânı sezgisi”ne hazırlanmak, vazife plânına ‘liyakat’ kazanabilmek ihtiyacıyla dünyaya inmiş varlıkların, yani insanların, hedeflerine ulaşabilmelerine yardım etmektir. (179- 180) Bir ulus camiası içinde bir sürü topluluk bulunur ki, bu toplulukların görünüş itibariyle birbirlerine bağlı görünen ve öyle görünmesi icap eden durumları, aslında vazife ‘organizasyon’larının gördükleri fonksiyonlara tâbidir. (175) Bir ulus veya büyük bir topluluk içinde –yine aynı zaruretlerle– kurulmuş olan küçük bir aile topluluğunun da bu bilginin ışığı altında ele alınması gerekir. (175)
Aile kurumunun önemi
Hakiki mânâsıyla aile, dünyaya inkişafları için inmiş ‘varlık’ların tatbikatları na en zengin malzemeleri hazırlayan ve bu tatbikata güçlü bir zemin oluşturan muntazam ve mazbut bir toplum cüzüdür ki, bunun bütünü de insanlık camiasıdır. (175-176) Aile, insanları vazife plânına hazırlayan mükemmel bir vâsıtadır. (176) Dış görünüşüyle ya da dünya gözüyle görünmese de, insanlık camiasının hedef aldığı asıl büyük mânâlar, küçük bir aile topluluğ undaki bütün inkişaf malzemelerinin zenginliğiyle özetlenebilir. (176) Bu hakikat, insanlığın vazife plânına doğru hazırlanışında aile kurumunun ne kadar önemli roller ifa etmekte olduğunu gösterir. ( 176)
Dünyada alt ve üst hiçbir tekâmül unsuru, hazırlayıcısı yoktur ki aile bilgisinin kapsamı ve icapları dışında kalmış olsun. (176) Zaten bir ailenin bünyesi, ‘insanlık hayatı’nda mümkün bütün tekâmül malzemesi zenginliklerini bir araya toplayacak tarz ve şekillerde kurulmuştur. (176) Muhakkak ki herkes, kendi ihtiyacı oranında ve derecesinde bir aile ocağından geçmiş ve bu ocağın nimetlerinden faydalanmıştır. (176)
Ailenin düalite ve cinsiyet yanı
Düalitenin, varlıklarda en güçlü tezahürünü cinsiyet hâllerinde görürüz. (26) Bir araya gelmiş olan erkek ile dişi, bir “birim düalite” (Düalite prensibi) oluşturur; bunlar birbirinin hem zıddı, hem de destekleyicisidir. (26) Bu tarzda onların karşılıklı durum ve ilişkileri bir aile ünitesinin her cepheden yürüyüşünü ve selametini sağlar. (26) Bu iki zıt arasındaki dengenin tam olarak bozulması ise ailenin dağılması demektir. (26)
Bir aile topluluğunun en ilkel ve en basit hazırlıkları hayvanlardan ve hatta bitkilerden başlar. (176) Bu hazırlığın da en ilkel şekli cinsiyettir. (176) Cinsiyet birçok mekanizmanın düğüm noktasıdır. (176) Bu düğüm noktalarından bir tanesi de aile kurumudur. (176) Cinsiyet aynı zamanda dünyada acı, tatlı birçok olayın, mutluluğun, felaketin, ıstırabın (Istırap), yani birçok inkişaf unsurunun da düğüm noktasıdır. (176) Özetle, cinsiyet, dünyadaki inkişaf mekanizmalarını muhtelif cephelerden harekete geçiren bir unsurdur. (176) Cinsiyet realitesi hem vazifeye (üstteki vazife unsuruna), hem nefsaniyete (alttaki nefsaniyet unsuruna) yönelen ‘vicdan’ mekanizması na muhtelif şekillerde etki eder. (176) Cinsiyet, birçok erdemli, yükseltici imkânlara yol açabileceği gibi, felaketlerin, ıstırapların, azapların, mezarın ve tımarhanenin de kapılarını açabilir. (176) Kıyas bilgisi, Sevgi. Aile hayatının ilk kudretli hazırlayıcı unsuru, cinsiyet ‘otomatizma’sıdır; bu yüzden bir sürü sınavın anahtarı onun içindedir. (176) Cinsiyet anahtarıyla açılmış bir aile kurumu, bütün icap ve zaruretleriyle insanları –otomatik yollardan dahi olsa– ‘sorumluluk’ ve ‘vazife’ sezgilerine hazırlar ki, bu hazırlanış da insanlar için tekâmül yolunun mükemmel bir yürüyüşü olur. (176)
Topluluklardaki otomatizmaların görünmeyen asıl hedefi
Her insan, aileden ulusa kadar dünyadaki büyük küçük bütün toplulukların sayısız imkânlarından çoğu zaman otomatik (Otomatizma) ve yarı idrakli olarak, direkt veya endirekt yollardan, yani hem onların icapları içinde bizzat yaşayarak, hem de o icaplarda yaşayan diğerlerini gözlemlemek (Gözlem) suretiyle sonsuz faydalar sağlar. (180) İnsanların bu topluluklardan faydalanmaları, genellikle, onların hakikî gayelerini görmeden olur: (180) İnsanlar, bu topluluklara, hemen hemen daima –dünya realiteleri ve kıymetlerine göre– ancak kendilerine sağlayacağı çıkarlar için istekli ve hırslı olarak katılır ve o topluluklarda bu isteklerle canla başla çalışırlar. (180) Bu isteklerin türleri de kişinin nefsaniyet cüzlerinin nitelik ve niceliklerine göre değişir. (180) Bu nitelik ve nicelikler bazen çok aşağılardaki bencillik seviyelerine kadar inebilirler; örneğin büyük bir haydut (soyguncu) çetesi kurulabilir. (180)
Buna karşılık vicdan mekanizması-nın üst seviyelerine intibak etmiş dengelerle, bu istekler çok asil ve yüksek tezahürler de gösterebilirler: (180) Mesela temiz bir sevgi içgüdüsüyle (İçgüdüler) bir ailenin bütün yükleri altına seve seve girilebilir. (180) Fakat hemen hemen kimse, görünüş itibariyle gelip geçici maddi çıkar duyguları olarak görülen bu duyguların ardındaki asıl hedeflenen bütün bu kurumların, bazen tatlı, bazen çok acı ve zahmetli yollardan insanları üstün ve hakiki kazançlara götürecek olan “asıl büyük kıymetleri”ni görmek ve düşünmek istemez. (180)
Dünyada bulunan her şey gibi ulus, devlet, aile kurumları da gaye değil, vasıtadır. (180) Bu vasıtaların hakiki gayeleri; dıştan göründüğü gibi, dünyanın çok geçici olan ve dünya ötesine zerresi bile götürülemeyen maddi kazançları ve ‘realite’leri değil; “bu realiteler içinde yaşayayım, bu kazançlar peşinde koşayım” derken, insanların karşılaşacakları acı veya tatlı bir sürü olayın (Olaylar) vicdan mekanizmasında işlemlerden geçmesinden sonra meydana gelecek ‘öz bilgiler’in elde edilmesidir. (180)
Aileden ulusa kadar dünyadaki büyük küçük bütün topluluklar; ortak gayeler etrafında birleşmiş insanlardan kuruludur. (198) Bir ailedeki fertlerden, bir okulda okuyan çocuklardan, bir fabrikada çalışan işçilerden, bir kışlada talim gören askerlerden, bir dairede çalışan memurlardan, bir toplantıda kararlar alan diplomatlardan, bir hastanede tedavi gören hastalardan ve tedavi eden doktorlardan, bir devleti ya da ulusu teşkil eden vatandaşlardan oluşan topluluklar, kısacası insanların sayısız topluluklarının hepsi; otomatik nitelikleriyle, büyük vazife plânının yüksek sezgilerini hazırlayıcı tatbikatları sağlayan güçlü ve sürükleyici vasıtalardır. (199)
Bir insanın, çevresiyle, ailesiyle, dostlarıyla, diğer insanlarla, cemiyetle, ulusla, nihayet direkt veya endirekt bütün beşeriyetle kuracağı ‘mâşerî plân’lar içinde, sayısız ilişkileri, bağları, tesirleşmeleri olacak; insanlığının bütün hayatları (İnsanlık hayatı) boyunca devam edecek bu bağlar, ilişkiler, tesirleşmeler, sayısız tertip ve kombinezonlar içinde, bütün insanlığı ve hatta kâinatı ilgilendiren sonuçlar doğuracak; onun insan-üstü kademelerde (vazife plânında) artık kâinatşümûl olacak sonraki hayatı da, ‘kâinat ahengi’nin nizam ve tertiplerine tam bir mutabakat (intibak hâlinde olma) hâlinde ‘Ünite’ye doğru ilerleyecektir. (268)
Eşler arasındaki olumsuz sayılan olayların mahiyeti
Vazife hazırlığı mekanizmasında güçlü bir vasıta olan aile ocağının insanlara sağladığı inkişaf malzemeleri gayet zengindir. (176, 177) Aile kurumunun hazırlamakta olduğu inkişaf unsurlarının –kimilerinin akıllarına gelebileceği gibi– insanları mutlaka memnun ve mutlu edici, onların nefsaniyetlerini okşayıcı mahiyette olmaları gerekmez. (177) Aksine bunların çoğu külfetli, zahmetli, meşakkatli, üzüntülü, ıstıraplı, azaplı ve hatta bazen işkenceli karakterler gösterir ki, esasen aile kurumunun en güçlü ve inkişafa en yararlı tarafını da, onun bu sert, haşin ve mazbut çehresi oluşturur. (177) Kurulmuş bir ailenin ilk ânından son günlerine kadar geçen olaylarını dikkatlice tetkik edenler, bu hususta oldukça derin sezgi ve bilgiler kazanırlar; hatta bir ailenin kurulma öncesindeki olaylar bile, o aile mekanizmasının işleyişinden beklenen sonuçları sağlamaya yönelik olarak başlar. (177)
İki cinsten iki insanın bir araya gelmesi hususunda, ilk adımda onların her ikisine ait bazı kolaylıklar görülmekle birlikte, birçok güçlük ve hatta adaylardan her biri tarafından ayrı ayrı üstesinden gelinmesi gereken imkânsızlıklar da ortaya çıkabilir ve bunların her biri, iki tarafa da birer sınav (Sınavlar) ve ‘gözlem’ konusu olur. (177) Bunlar da, birtakım süreçlerle, her ikisinin ‘öz bilgiler’inin artmasını sağlayacaktır. (177) Bu sırada dargınlıklar, kırgınlı klar, tartışmalar, dövüşmeler ve hatta cinayetler bile meydana gelebilir. (177) Bunlar bir ailenin daha başlangıcında iken menfî sayı lan yollarda ‘ıstırap’lı, fakat güçlü tekâmül malzemeleridir. (177) Ailenin kurulmasından sonra geçimli veya geçimsiz olma, eşlerin birbiriyle anlaşıp anlaşamaması, evlilik şartlarına uyulup uyulmaması gibi bir sürü mesele ortaya çıkar ki, bunlar hem erkeğe, hem kadına ayrı ayrı yük, vazife ve ödevler yükler. (177) Onlar bu mücadelelerden galip veya mağlup olarak çıkarlar ki, her iki hâlde de, sınavların başarılı veya başarısız görünen durumlarına göre acı, tatlı bir sürü sonuçlarla karşılaşır ve ona göre vazife sezgisi yolunda hız kazanırlar. (177-178)
Aile kurumundaki olayların asıl işlevleri
Nihayet ailede çocuklar doğar. (178) Onların büyütülmesi, hastalıkları, sağlıkları, ‘ölüm’leri , kazaları, acıları vs. anne ve baba için bazen haz, bazen elem yollarından geçen gözlemler sağlar. (178) Bu sırada bütün bu deneyimleri başarıyla geçiştirmenin idraklerine vardıkları zaman duyacakları huzur, onları müspet ve mutlu yollardan yükseltirken, başarısızca, beceriksizce verilmiş sınavların sonucunda, kendilerince menfî sayılan hâllerde uğrayacakları acılar, hüsranlar da başka bir yoldan, yine ilerlemelerine neden olur. (178) Istırap (“Biri ıstıraplı, biri ıstırapsız iki yol” bölümü)
Çocukların eğitim, öğretim ve terbiyeleri, iyi veya kötü yetiştirilmeleri gibi problemlerin anne ve babaya düşen ‘sorumluluk’ duyguları, aynı şekilde, yetişen evlatların da anne ve babalarına, ailenin diğer fertlerine karşı davranışlarının sayısız sonucu ve âkıbeti, aile fertleri için ayrı karakterler taşıyan sayısız birer sınav, ‘görgü ve tecrübe’ konusu olarak sıralanıp giderler. (178)
Görünüş itibariyle muhtelif yollarda birer ıstırap veya sevinç kaynağı olan aile hayatının bütün olayları aslında, insanlara vazife plânının sezgilerini verir. (178) Mutlu görünen bir aile, mutsuz görünen bir aile, facialarla dolu hayatlar geçiren bir aile, sakin veya gürültülü bir aile, kısacası çeşitli hayat şartlarına tâbi bütün aileler, bireylerin ihtiyaçlarına göre ayarlanmış ve onların inkişaflarına yönelmiş birer güçlü yükselme vasıtasıdır. (178) Aile denilen bu değerli vasıta, bütün zevkleri, mutlulukları, acıları ve felaketleriyle, insanların hedefi olan vazife plânı için lüzumlu sezgilerin hazırlanış tatbikatına mükemmel bir zemin olup, bu tatbikatın her türlü imkânını hazırlar. (178) Orada sevgiler doğar, sevgiler kaybolur, ‘doğum’lar, ölümler, ayrılışlar, kavuşuşlar birbirini izler. (178) Bunların hepsi, doğurdukları sevinç ve kederlerle birer zengin inkişaf malzemesi olurlar. (178)
Dünyaya gelen çocuğu için sevinen bir anne ne kadar yükseliyorsa, ölen çocuğu için gözyaşı döken bir anne de, durumunda o kadar ilerlemeler kaydeder. (178) Ailenin bütün bu durumları, inkişaf yolundaki ilerlemeleri, yürüyüşleri, duruşları tümüyle, vazifeli varlıkların yardım ve kontrollerine tâbidir. (179) Aile, kâinat sonuna doğru tekâmülün tam formunu ifade eden vahdet kavramına hazırlık yolunun dünyadaki en basit ve otomatik egzersizlerine imkân verir. (179) Sıklıkla görülen, eşler arasındaki yüz ve karakter benzerlikleri (zamanla aralarında yüz ve karakter benzerliğinin oluşması), aile topluluğu icaplarından olarak, bedenlerin manyetik alanları arasında oluşmuş bir sentezin ifadesidir ki, bu da varlıkların birbirlerine yaklaşmakta olduklarını gösterir. (179) Bu manyetik alanlar sentezi ne kadar iyi kurulursa aile içindeki kaynaşma o kadar mükemmel olur ve aile hakiki hedefine o kadar yaklaşmış bulunur. (179)

